Fala İnanıp, Falsız Kalasıca Kişi

Olay şudur ki dostlar;

Neyin neresine tıkladım veya kimin bir yerine abone oldum bilmiyorum ama bir yerlerden günlük burç yorumları geliyor bana, üstelik 2-3 yıldır falan.

Geçen senenin ortalarına kadar da okumadan siliyordum.

Geçen senenin ortalarında ne mi oldu?
Her dünya vatandaşının fal bakma, burçları alt üst etme sebebi olan o romantik sebep benim de başıma geldi :)

----------------------

Salakça fakat umutlu bir bekleyişle her gün takip eder oldum. İşin ilginci epey de benim ve hoşlandığım dişi kişinin hayatıyla örtüşen şeylerdi hep.
Yok bugün işiniz şöyle olacak, başınız böyle olacak, dişiniz öyle olacak, bir muhabbet arasında ağzını arardım, hakikaten de olmuştur öyle.

Ben zaten her falda çıkabilecek kadar genel, kimsenin falına çıkmayacak kadar da talihsiz bir insan haline geldiğim için ne yazarsa üstüme alınıyorum ama bazen çok spesifik şeyler de çıkartarak aklımı iyice çeliyor.

Artı iş güç kimin umurunda, mevzu aşk :)

Her neyse efendim ben böyle için için yanıyorum kendilerine. Her sabah bir umutla okuyorum ikimizin de falını, o sizin için şöyle düşünüyor, böyle düşünüyor, siz de şöylesiniz böylesiniz vs vs vs...

Diyorum işte salakça ama umutlu bir bekleyiş.

Neyse efendim derken bir gün, bu hanım kişimizin günlük burç yorumunda "Biri hakkındaki duygularınızı bastırmaya çalışıyorsunuz, bunun sebebi ona uzun süredir arkadaş gözüyle bakarken son zamanlarda hoşlanmaya başlamanız olabilir. Siz bir suç işlemiyorsunuz, kendinizi aşkın kollarına bırakın, ha bir de bugün sitemize bağış yaparsanız size Ege adası hediye ediyoruz" yazıyordu.

Tamam, tamam Ege adası falan hediye etmiyorlardı, hemen umutlanmayın, ama diğer kısmısı kelimesi kelimesine böyleydi.

Şimdi efendim tahmin edeceğiniz üzere güzel bi hareketlenme oldu bende.

Üstüne benim falda da "Sizi eskisinden daha farklı görmeye başladı ve bir işaret bekliyor olabilir, kendinizi açık bir dille ifade etmelisiniz" yazınca dedim tamam, Mars'tır, Venüs'tür, Merkür'dür falan tam denk geldi bunlar nihayet...
Bir yanımla neden böyle kıytırık şeylerle vakit öldürdüğümü, hepsinin baştan sona bir saçmalık olduğunu ne kadar da iyi bildiğimi getirdim aklıma.

Öbür yanımla da ama işte bak şu çıktı, bu çıktı, hatta o da çıktı, ya zaten kozmik enerji falan filan bunlar var yaaaaaa... diye halen nasıl kurduğuma inanamadığım bir cümle kurdum.

Böyle bir süre iki yanımla da simgesel babalanmalar yaşadıktan sonra, kıçımı kırıp oturmaya, aklımı başımı almaya, aklım olmadığını hatırlayınca da gidip F.E.A.R.'daki Alma Wade'e beslediğim erotik ve nevrotik hislerimi geliştirmeye devam etme kararı aldım.

----------------------

Şimdi ciciş ciciş aşk hikayesi anlatmaya başlamışken böyle Fransız filmlerindeki gibi kopuk bir son olmaz, o yüzden vurucu bitirişi de yapiim.

Hani dedim ya aman şöyle tuttu, böyle çıktı felan.

Bir de bu aralar uzun süre arkadaş gözüyle baktığı birinden hoşlanmaya başlamalar vs...

Evet, doğruymuş.
Gerçekten de o günlerde uzun süre arkadaş gözüyle baktığı birinden hoşlanmaya başlamış ve duygularını bastırmaya çalışıyormuş.

Yani fal tutmuş!

Tek sorun,
O falda çıkan kişi ben değilmişim, bir başka arkadaşıymış.

----------------------

Aslında ufacık bir sorun daha var.
Az yukarıda adını zikrettiğim, kendisine erotik ve nevrotik hisler beslediğim, F.E.A.R. adlı oyundaki Alma Wade kişisi de insan değilmiş meğerse, ölüymüş, gördüğümüz şey onun hayaletiymiş.

----------------------

Yaa işte efendiciklerim, böyleyken böyle.
Aşk yarı yolda kaldı neyleyim, korkmuyorum ben buyum böyleyim, zambır zambır zam...

Biliyorum yandı gemiler, üççüz beşşüz üççüz beşşüz...

Sevgiyle kalasıcalar sizi.
(^_^)

----------------------
Ahh ahh.. Keşke bana da üç vakte kadar dört ama nerdeee!

Oradaydım

Yok yok, ben değildim.

Ben o zamanlar portakalda vitamin bile değildim.

Hatta Sarkozy bile Berlin duvarı yıkılırken orada olabilirdi, fakat gerçekten ben orada değildim.

Nerede mi?

--------------------------

Feyhaman Duran adını duymama ihtimaliniz var mıdır?

Genellikle okullarımızda gördüğümüz, meşhur Atatürk tablolarının tamamınına yakını onun elinden çıkmış iken, o tabloların altında da şahsen benim zamanında Feykaman mı yazıyor Feyhaman mı okuyamadığım bir el yazısıyla imzası varken duymamak biraz zor.

Amma ve lakin Atatürk tabloları yapmaktan başka bir icraatı var mıdır biliyor muyuz?
Haayaaaaaaağğğrrr...
 
Pekiiiiğğğ,
Fausto Zonaro?
Çizgiroman kahramanı Zorro ile Goethe'nin (Göte) Faust romanının karışımı gibi gelen bu ada bir aşinalığınız var mı?

İsmini duymamış olabilirsiniz, hatta amcanın ne iş yaptığını, hatta ve hatta amca mı teyze mi olduğunu bile bilmiyor olabilirsiniz.

Fakat onunla ilgili hiç birşey görmediğinizi söylerseniz ilkokul öğretmeniniz kulağınızı kütlete kütlete çeker, iyi düşünün.

Kurtlar Vadisi dizisi sayesinde Benjamin Constant'ın bol kasvetli İstanbul'un Fethi tablosuyla müşerref olmadan önce, Fausto Zonaro'nun bol şenlikli İstanbul'un Fethi tablosunu görmeyen bir tane Türkiyeli var mıdır acaba?

Amma ve lakin İstanbul'un Fethini resmetmekten başka bir icraatı var mıdır biliyor muyuz?
Tıbikide haayaaaaaaağğğrrr...

--------------------------

Neyse efendim,
Boynumdaki fuları artistlik bir hareketle savurup tüm o entellektüel benliğimle size san'at ve kültür konusundaki birikimlerimi daha sonra anlatırım.

Asıl maksadım size "Orada Olan Adam"ı göstermek.

Şimdi efendim Queen of the Damned filminde (Dikkat! Filmin sonunda katilin evin uşağı olduğunu söyleyeceğim) antik çağları görmüş geçirmiş ve 2000'li yıllara ulaşmış bir vampir, kendisini, ressamlara verdiği pozlarla ele vermişti.

Önce bir kilise mozaiğinde yer almış, birkaç yüzyıl sonra bir rönesans sanatçısına poz vermiş, bir yüzyıl sonra başka bir ünlü ressamın yeni sanat eserlerinde yer almış, derken bir post-modern tablo ile daha günümüzdeki yerini almış ve böylece bir sanat tarihçisinin kendisini yakalamasına sebep olmuş.

İşte ben de bugün, vampir midir değil midir bilemem ama birkaç yüzyılda bir tablolara model olan bir şahsı yakalamış olmanın sevincini sizlerle paylaşmak istiyorum.

--------------------------

Yıl 1453.
Osmanlı Padişahı II. Mehmed gözünü Doğu Roma'nın kalbine dikmiş. Komutanlarına emirler yağdırıyor.
Etrafında ülkenin her yerinden toplanıp gelmiş binlerce asker var.



Ancak o askerlerden özellikle bir tanesi diğerlerinden daha farklı, sürekli Fatih'in yanında.



Savaş bitti.
Constantinople düştü.
II. Mehmed, Fatih ünvanı ile şehre girdi.



Gizemli yabancı halen orada. 

--------------------------

Fatih fethiyle ilgilenedursun... 

Caferiler, her sene olduğu gibi yine Muharrem ayının 10. gününde, Hicrî 61 yılında Kerbela'da şehit edilen İmam Hüseyin'in yasını tutuyor, dualar ediyor, ağıtlar yakıyorlar.

Bazen içten ve sessiz,

Bazen haykırarak, hatta kendilerini zincirleyerek, bıçaklayarak...

Ve anma törenini yöneten din adamı, yine bu gizemli yabancı.


--------------------------

Aradan bir 400 yıl daha geçiyor fakat bu gizemli yabancı yine objektiflerimize... Yani tuvallerimize yakalanıyor.



1897 yılında Osmanlılar, Yunan ordusuyla Dömeke'de çarpışırken Türk taraflarında bir asker dikkat çekiyor.


--------------------------

Gün geçmiyor ki bu arkadaş olmadık bir yerde daha karşımıza çıkmasın. 

Ertuğrul Gazi tarafından gelecekte Osmanlı ordusunun ilk üyeleri sayılacak askerlerden oluşturulan bir alay, "Ertuğrul Alayı", II. Abdülhamid'in isteği üzerine halkta güven, itibar ve coşku uyandırmak üzere, her hafta cuma günü Galata köprüsü üzerinde geçit töreni yapmaya başlamıştı.



Askerler arasında bir tanesi, önde giden paşasından bir emir alırken görülüyor. Tahmin edin kim!
 

--------------------------

Kendisini illaki birilerinin arasına saklanarak, oradan buradan ce eee diye çıkarak değil, bizatihi gördüğümüz anlar da var tabii...

Hatta:

--------------------------

Peki bu adam kim? Yeazzzz sonra...

Ne diyecek? Yeaazzz sonraaaa...

Konuşulmayanlar konuşulacak, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!

Hepsi ve daha fazlası....
Yeeaaazzzz sonrraaaaaa!

Bireysel Kişi Magazin Servisi muhabiriniz bendeniz Syrano, azıcık yukarılarda Fausto Zonaro adını zikretmiş idim.

Hem zat-ı muhretem 1929'da müteveffa olduğundan dolayı kendileriyle tanış olmamız pek mümkün olmadığı için, hem de zaten çok da tın olduğu için, hakkında pek fazla malumatımız yok idi.

Zaten İstanbul'un Fethi tablosunu yapmamış olsaydı, orada da Fatih'i güzel göstermemiş olsaydı çoktan basmıştık küfrü, çoktan yemiştik sanatını, çoktan düz gitmiştik kendisine.

İşte efendim,
O tablolardaki gizemli yabancı daaaaaa....
Nacizane kendileri oluyor :)

Pek alışık olmadığımız bir "imza" şekli.
Ama aynı zamanda da çok etkili!

Yani mesela şimdi herhangi bir yazıyı kopyalayıp altına kendi imzamızı şeettirip, muhtelif yerlere yapıştırsak kim bilebilir?

Orhan Veli'nin "ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda" dizesi üzerinde yaklaşık 2198413654964 tane hak iddia eden şair vardır işte bu yüzden.

Yada amatör sanatçılar tarafından yapılmış çalışmalar.
Bir tarafına "Painted by joker_face", "thePeSiMiSt_Boy", "choq $heqer_qısss" imzasını yapıştırarak ne kadar da orijinal işler çıkartıyorlar bir bilseniz.

Mesela ben Noel Dayı bir Berk Tokay işi zannediyordum, oysaki "cCcKomikReyis_69cCc" nickli bir arkadaşın vallahi billahi kendi çalışmasıymış o. 12 yaşında biri için ne büyük bir yetenek!

Ama kimse Zonaro'nun tablolarını kendine mal edemez işte. Bir ihtimal "o resimdeki kişi benim 7. göbekten kayınçom" derse, siz de "naahhh" diyerek acı gerçeği önüne serebilirsiniz.

--------------------------

Eveeet, birazcık daha magazin.
Fausto amca 1854'te İtalya'da doğmuş kendi halinde bir ressamken, yine kendisi gibi bir sanatçı olan Elisabeth Pante adlı bir hanfendiyle izdivaç ederek, o dönemlerde aşırı revaçta olan orientalism akımından etkilenerek İstanbul'da yaşamaya karar vermişler.

Zamanla da o dönemde, evet, o dönemde bile var olan sosyete arasında, güzel çalışmaları ile tanınmaya başlamışlar.

Zonaro'nun İstanbul malikanesi, ben Fausto Efendi, buyrun?

Emmimgil, kariyerinin patlamasını, Ertuğrul Süvari Alayları adlı tablosuyla yaşamış. Tablosu o kadar beğenilmiş ki, bu beğeniler uçan kuştan bile haberi olan II. Abdülhamid ağabeyin de kulağına gitmiş ve Abdül ağabey tabloyu ilk görüşte beğenmekle kalmamış, Fausto'nun "Abdülcüğüm gel senin de cakalısından bi resmini şaaptırayım" teklifine de tav olmuş.

Kendisi de beğendiğine göre demekki gerçekleri yansıtan bir tablo.
Peki ama, Abdülhamid'in bu kadar çökmüş, bu kadar bezgin,
bu kadar yorgun gözüktüğü başka bir resmi daha var mıdır acaba?
Şu an gözümde o, dünyanın en dertli lideri...

Ardından "Ressam-ı Hazret-i Şehriyari" ünvanı ile taltif edilmiş, yani saray ressamı olmuş.

"İstanbul'un Fethi" tablosu ile de kariyerinin zirvesini yapmış, değme ressamların fırçasını kırmış, tüm eleştirmenlerin dikkatini üzerine çekmiş.

 
Erkek adam kendi boyasını da, kendi tuvalini de kendisi hazırlar,
hatta eşine çocuğuna da mesleğinin sırlarını öğretir.


Hatta aynı erkek adam, kendi tablosunu yaparkenki tablosunu bile yapar!
Bitmiş halini az yukarıda verdiğim,
L'Iman - İman adlı tablosunu yaparken yapılmış tablosu.
Not: Şu iki cümleyi tek seferde okuyup anlayana
bu cümleyi yazarken yapılmış bir tablomu hediye edeceğim, söz.


Her devirde olduğu gibi o devirde de kraldan çok kralcılar sayesinde yoluna taş konulmuş tabii...
Örneğin, yine Galata Köprüsü üzerindeki geçit törenleri ile ilgili yaptığı bir çalışmasında bir eleştirmenden "Aman Faustiş ne yaptın sen, bak bizim padişah halktan kopuk biri olmalı, onun gerçeği görmemesi lazım, halkın durumunu bilmemesi lazım, sil hemen o çıplak ayaklı çocukları ve yırtık pırtık giyinen çingeneleri. Biz padişahın aklını çelmek için mabadımızı yırtıyoruz, lüften, piliiiz falan yaane" yorumunu alınca, tablonun ikincisini yapmak zorunda kalmış.

Milletçe, bir yerlerde hareketlenme olduğunda
izleyici olarak toplaşma alışkanlığımız
o yıllardan beri varmış anlaşılan.

Derken yine birgün, secde halindeki müslümanlardan etkilenerek bir tablo yapmış, bu sefer de başka bir eleştirmen yardırmış: "Zinhaaaar, haşaaaaa, estauzubillaaahhh... Hiç öyle namaz kılınır mı, iftitah tekbirini kısa tutmuşsun, kıyamda fazla adam çizmişsin, ayakkabıları yanlış yere koymuşsun, Jean-Léon'un Namaz tablosundan bile daha kötü olmuş. Bu tabloyu bir müslüman görse seni linç eder, recmeder, mahfeder vallahülaziym" diyerek Fausto'nun o tabloyu yakmasına sebep olmuş.


Namaz tablosu için çalışmalar yaptığı sırada bir camide.
O tablonun neye benzediğini asla öğrenemeyeceğiz...


Veee her güzel şeyin, içine edilmek suretiyle kötü sonlara ulaştırılması adetince, 31 Mart Ayaklanması ile tahttan indirilen II. Abdülhamid yanında onun hizmetlilerinin de tasfiyesi gerçekleştirildiği için, Fausto Zonaro da saraydan kibarca "kovulmuş".

 
"10 Muharrem" tablosu için kıyafet çalışmaları yaptığı sırada.
Ayrıca "bizden daha çok biz" olabilen Avrupalılara bayılıyorum.
Şu sakallı amcanın bir mevlevi dervişi olmadığını,
adının da mesela Hacı Ubeydullah Çelebi olmadığını kim söyleyebilirdi,
eğer işin aslı bilinmeseydi?


Durmam gayrı bu ellerde diyen ZonZon da tası tarağı toplayarak ülkesine dönmüş, kalbinin 3/4'ünü İstanbul'da bırakmak suretiyle...

--------------------------

Böyle iken böyle işte sevgili okurcusulaaar...
Onlar erememiş muradına, kimse de çıkamamış tahtına. Zaten padişahı da indirmişler o tahttan, ona da yâr olmamış.

İlk defa birkaç yıl önce, İstanbul'un Fethi tablosu ile Fatih'in denizde enginleri gösteren tablosunda farkettiğim o aynı yeniçeri kişisi, kendini örnekleye örnekleye buralara kadar vardı.

Benim gibi çok işe yarayan, cümle alemin derdine çözüm olan biri için bunlar olağan şeyler zaten. Hem yarın askerde bunları soracaklar, "Syranoooo söyle bakiim Ertuğrul alaylarındaki o eleman kaçıncı elemandı, rütbesi neydi" diyecekler, biliyorum.

Fakat ne yapayım işte seviyorum. Sanki o resimleri kendim yapmış, o şarkıları kendim söylemiş gibi seviyorum.

Siz de sevin anacım, sevin ve sevdirin.
Her zaman olduğu gibi yine,
Sevgiyle kalın.
(^_^)

--------------------------

 Gülümseyin çocuklar, Zonaro'nun tablosuna çıktınız!

Yeni Yıl Şeysi

Benim için muhasebesini tutamayacak kadar hızlı geçen bu yılın ardından yine bir yeni yılda daha girmek üzere olmanın saçma sevincini yaşıyoruz efendim.

Bu arada Bireysel Kişim 2 yaşına giriyor şaka maka.

Yoo niye şaka, gayet de ciddi ciddi 2 yıl oluyor işte.

Her neyse efendim,
Dediğim gibi bu 2010 yılında neler oldu, neler bitti hiç biri aklımda değil. Hatta 2010 yazarken iki kere düşündüm acaba yılı doğru mu yazdım diye...

Saddam Hüseyin de idam edilmiş olabilir, Hiroşima'ya atom bombası da atılmış olabilir, hatta Marilyn Monroe ölmüş bile olabilir.

Bu işte büyük bir yanlışlık var, bu kadar boş olamaz bir 365 gün ama neyse, dediğim gibi daha dün güle oynaya girdiğim şeye bir iki gün sonra tekrar gireceğim.
Yeni yıllar iyidir aslında, birşeylerin geçip gitmekte olduğunu hatırlatıyor insana. Benim gibi boş insanlara bile.

-----------------------

Gelen yeni yıldan hiçbir şey dilemiyorum bu sefer. Hatta hiçbir şey diliyorum, evet!

Bu sene hiç birşey olmasın, böyle tüm olan biteni rayına oturtmuşken ben, herşey yolunda giderken, lütfen hiçbir şey olmasın. 

Hele güzel birşey hiç mi hiç olmasın. Bunalım takılmanın dayanılmaz hafifliğini doya doya yaşadığım bu yılda öğrendim ki, mutluluk insanı en çok yoran şey.

Mutsuzluk, can sıkıntısı, üzüntü, bunlar daha kolay şeyler, daha az yorucu, yaşaması da taşıması da daha kolay.

Her sene dünya barışı, aşk, para ve sağlık dilemek, tam tersini getirmekten başka bir şeye yaramıyor.

Yanlışsa birileri söylesin de bu yapar emosallıktan kurtulayım, gerçekten.

Hayır böyle deyince de vay efendim sen ne karamsar şeysin, aman niye böyle diyorsun, vay bak sen de birgün mutluluğu tadacaksın falan filan feşmekan...

Dördüncü sevgiliyi eskiten hanım arkadaşlarımla, dördüncü çocuğa hamile olan (tabii ki yine hanım) arkadaşlarım bana önce de, şimdi de, sonra da aynı tavsiye ve telkinlerde bulunuyorsa, o tavsiye ve telkinlerin samimiyetinden şüphe duyarım ben şahsen.

-----------------------

Bir de;

Unuttuysan anımsa, kaybettiysen ara, özlediysen git bul, kırdıysan af dile, kırıldıysan affet, seviyorsan söyle, çünkü: Yenir bir yıl başlıyor!!!

Cicişliği var ki ayrıca bir bayıklık faktörü oluyor artık. Aynı mesajı her kandil, bayram, düğün, sünnet, cenaze, 29 Ekim, 1 Mayıs vs... önemli gün ve haftalarında da alıyorum ve o zaman da bayıyor, ayrı.

Yarının da diğer tüm yarınlardan bir farkı yokken niye kızdığım kişiyi sırf bu yüzden affedeyim a canlarım? Yada affedesim olsa niye kızayım, niye illaki özel bir gün bekleyim durduk yere?

Yada neden o kişi bana "Syrano seni çok kırdım ama yarın yeni yıl, beni bağışla" demiyor?

Niye illaki ilk adımı ben atmalıyım?

Ayrıca da,
Evet efendim sular seller gibi aşığım, dereler tepeler kadar da, dünyalar kadar da seviyorum, masaldaki tuz kadar da seviyorum ama söylemeyeceğim.

Söyleyebilecek olsam niye durayım?

Yada böyle önemli günlerde sevgiler, aşklar itiraf edilince reddedilme ihtimalleri düşüyor mu?

Memedalibirand enkırmeni: "Ve geldik paranın notlarına, biliyorsunuz yarın yeni yıl, yeni yılda aşıkların reddedilme oranı %60 düştü, Öro değişmedi, Altın... Altın yatırımcısını sevindirdi. Yarın kimselere randevu vermeyin yine birlikte sevişelim" mi buyuruyor?

Yada ötelerden biri;

- Canım bugün yeni yıl ve artık söylemek istiyorum, seni çok seviyorum, tertemiz bir aşk besliyorum sana karşı. Bir bilsen o kadar değerli ve sevgilisin ki benim için ıdı vıdı ıv ıv dıv dıv...
- Neee??? Ya sen manyak mısın?
- E ama yeni yıl, hık mık, kem küm?
- Aaa delinin zoruna bak!
- Ee hani seviyorsan söyleydi?
- Ay git başımdan be aptal....

Muhabbetininin olmayacağını garanti mi ediyor?
Evet, bilhassa da aşk mevzuuna taktım efendim, tamam abazanım, eyvallah.

Yeni yıl bize sadece arkadaş, hatta kardeş gözüyle bakılmamasını sağlıyor mu siz onu söyleyin de, varsın ben yine bireysel abazan olarak yazmaya devam edeyim...

-----------------------

Her sene buyurduğum kehanetleri (ki çoğu da tutmuşken) bu sene sallıyorum, dünyayı bu çok mühim fikirlerimden mahrum bırakıyorum.

Ha ama illaki de istiyorsanız buyrun:
  • Bir güzel şeye karşılık iki kötü şey olacak.
  • Tek yanlış, üç doğruyu götürecek.
  • İnsanlar silahlardan, hastalıklardan ve anlayışsızlıktan ölecek.
  • Birileri birilerini sokağa dökecek.
  • Cumhuriyet ve laiklik yine elden gidecek, islamcılar ve şeriat yine ülkeyi tehdit edecek.
  • Terörü bitirmekte kararlı olunacak.
  • Bindiğimiz Avrupa Birliği treniyle güvenle ilerlemeye devam edeceğiz.
  • Mazot 1TL olmayacak.
  • Ermenistan ile ilişkilerimizi normalleştirme çalışmaları yürüteceğiz ve Ermenistan kendisini katlettiğimizi kilimcinin kör oğluna onaylatmaya çalışacak.
  • Eurovision'a İngilizce şarkıyla katılacağımız için dilimiz bozulacak, kültürümüz yozlaşacak.
  • İtin biri (özür dilerim, sizden, itten değil) sevgilisinin kafasını kesip kafatasından şarap içecek ve gençlerin toplum içindeki yeri tekrar sorgulanacak.
  • Üniversiteye kol kola giren biri türbanlı biri mini etekli iki kız arkadaşın fotoğrafları gazetelerde boy boy yayınlanacak ve bir kısmımız cinsel olarak bir kısmımız da siyasi olarak tahrik olacağız.
  • Yaklaşan seçimlerle başbakanın gizli eşcinsel, muhalefet liderlerinin biseksüel, bilmemnere valisinin überseksüel olduğunu öğreneceğiz. Bir de bir parti üyesinin kırk göbek uzaktan akrabasının Hellori Hazretlerinin dizinin dibinde fotoğraflarını görüp, yeni başbakanın karısının menapoza girdiğini falan da öğreneceğiz.
 
Daha küresel ve geniş çaplı kehanetlerim için benimle şahsi olarak irtibata geçmelisiniz zira dünya buna hazır değil, ben bile hazır değilim.

-----------------------  

Hasılı efendim,
Bu sene yeni yıla girmek istemiyorum.
Eğer çok istiyorsa, bu birşey değiştirecekse, yeni yıl bana girebilir.

Ben her ne kadar karanlık tablolar çizmeye meyletsem de,
Hepinize ne iyi, ne kötü,
Tam da istediğiniz gibi yıllar dilerim.
Sevgiyle kalışın
(^_^)

-----------------------  



Bir liste yaptı ve iki kere de kontrol etti.
Siz de o listedesiniz.

Korkun, fazlasıyla korkun.

Noel baba, şehrinize geldi!!!



Kıskanmayanç

Herkesin, bir köşesinden hayata tutunduğunu görmek çok güzel.

Eski arkadaşları bulmak, evlendiklerini öğrenmek...

Onların o çıtı pıtı hallerini çok gerilerde bırakıp birer anne, baba olduklarını görmek.

Bazılarının o anlarında yanlarında olmak.

Hatta anlaşılmaz sebeplerden, evlendikleri anda, taraflarından maziye gömülmek.

O bile güzel.

Bir açıklama bile yapmadan, evlendikleri dakikada beni unutan, ulaşma çabalarımı ustalıkla bertaraf eden arkadaşlarım, doğal olarak da eski arkadaşlarım var, oldu, oluyor, daha da olacaktır.

Neden bilmiyorum, bilmeyi çok istiyorum ama öyle bir lutfa henüz mazhar olamadım. Bir gün öğrenirim belki...

Aslında düşününce bazen, umurumda da değil hani!

Ama güzel şeyler bunlar. Daha güzelleri de var.

--------------------

Liseden beri aşırı yakın olmasak da sevdiğim bir arkadaşım vardı. Yazın evlendiler.

Belki katıldığım ilk şahsi düğün daveti olmasından, belki yaşları bana çok yakın olduğundan, belki onları yakından tanıdığımdandır bilmiyorum ama, hayatımda beni bu kadar etkileyen ilk düğün olmuştu.

Birkaç günde bir rüyamda gördüm onları.

Mutlulukları benim de mutluluğum oldu.

Hatta arkadaşımın baba olacağını öğrendiğim gün, rüyamda doğacak bebeklerinin cinsiyetini de gördüm. Öğrendim ki doğru da görmüşüm...

--------------------

Bir başka arkadaşım vardı.

10 yıldır görmüyordum. Hatta bence o benim varlığımı bile unutmuştur.

Yine binbir tesadüfle karşılaştığım bir arkadaşım aracılığıyla fotoğraflarını gördüm.

O tontiş, mini mini kız büyümüş, serpilmiş, evlenmiş, çocuğu bile olmuş. Kendisinin kopyası gibi tatlı bir bebek. Söylemeselerdi onun kendi çocukluk fotoğrafı zannedecektim.

--------------------

Mini mini birler zamanlarındaki sıra arkadaşım, o zamanlarımız için bile aşırı derecede zayıf, çelimsiz, bir damlacık birşeydi.

Geçen akşam telefon geldi, "abi hemen şu kanalı aç, bak bakalım tanıyacak mısın" dediler bana. Bir pazusu kafamdan biraz daha büyük bir eleman gördüm karşımda. Aşağıda adı olmasa, hatta televizyona çıkmamış olsa "feyk ulan bu feyk, yani sahte, fotoşap" diyeceğim kişiydi o çelimsiz, bir damlacık arkadaşım.

Yanında da avrupalı eşi, üç çocuğu...

Türkiyeyi temsilen madalya almış bilmemne sikleti bilmemne yapmaca dalında, bilmemne derecesine girdiği için. Hayretimden unuttum o kısımlarını.

Şimdi karşısına çıksam "evet bunları çok çalışmaya ve dengeli beslenmeye borçluyum" deyip elime de bir imzalı foto tutuşturup sıradakiiii diyecektir sanırım.

--------------------

Lise zamanında bile sanata olan düşkünlüğü ve güzel eserleriyle ilgimizi çeken arkadaşımız geçen gün şehrimizin balık pazarına çok hoş bir balık heykeli dikerek hepimizi gururlandırdı.

"Abi sen neden vazgeçtin bu tiyatro işinden, sanatçılar birliği kuracaktı hani seninle" dedi biri.

Cevap veremedim. Hatta Cevâb Veremedim.

--------------------

Gözlüklü, gedik dişli, o zamanlar daha adını söylemesini bile beceremediğimiz aşk denilen şeyi yaşadığımızı düşündüğüm hanım arkadaşım TSM'nin tozunu attıracak bir udî, diğeri, şimdi rap denilen ve benim fena halde hazzetmediğim o müziği daha bacak kadar boyumuzla yaptığımız yakışıklı arkadaşım, Hitler kişisini bile duygulandırıp imana getirecek bir nefesle neyzen olmuş.

Kendi çaplarında kitleleri, hatta konserleri, turneleri var.

Hele ilkininin adını bir afişte gördüğümde, o çocukluk dönemlerimdeki gibi heyecanlanıp koşa koşa programına gitmek istemiştim...

O gün cebimde tek kuruş olmaması ise sadece kötü bir tesadüftü.

--------------------

Evliliğe, evlenmeye, hatta aşka, sevgiye söven bir matmazelin, madamlığa terfi ettiğini, doğal olarak çocuğu olduğunu öğrendim.

Eşi için akrostij şiirler yazmış, "beni terkedersen önce kendimi sonra seni vururum" tarzı artistlik cümlelerle donatmış, aynı pozun birkaç milimetre farklısı onlarca fotoğraflarını koymuş da koymuş.

Adımın fesada çıkacağını bildiğim için selam bile vermek istemedim.

Oysa iyi bir arkadaşımdı. Beni de hatırlardı ve sevinirdi karşılaşmamıza...

--------------------

Hayatımın en büyük kazığını yedirecekken, Allah'ın bir hikmeti olarak kıyısından döndüğüm, halen içimde bir yerlerde sızısını taşıdığım hanım efendinin haberlerini de aldım.

Ona haksızlık ettiğim düşüncesiyle kendimi paraladığım günlerde biriyle tanışmış.

Evlenmiş.

Çocuğu olmuş.

Çocuğu olduktan bir süre sonra boşanmış.

Geçenlerde öğrendim, bu yakınlarda da tekrar evlenmiş.

Benden önce nikah masasından döndüğü adamı ve beni de sayarsak aslında epey fırtınalı bir aşk hayatı olduğunu söyleyebilirim.

Son evlendiği eşiyle olan düğün fotoğraflarını gösterdi bir arkadaşım, onunla anılarım olduğundan habersiz...

Başta tanıyamadım onu. Makyajdandır dedim. Mutluluktandır dedim.

Değildi.

Düğünden önceki normal fotoğraflarını da gördüm, orada da aynıydı.

Rüzgar esse uçacak kadar zayıflamış, hatta rüzgar esmeden uçacak kadar. Esmer teni, kül rengine dönüşmüş, dudakları kurumuş, gözleri içine çökmüş...

"Kendisi kaybetti, hızlı yaşadı" dedi arkadaşım.

Üzüldüm dedim sadece, gerçekten de üzüldüm.

Aslında sadece üzülmedim, daha ziyade acıdım!

--------------------

Lisedeyken çok da samimi olmadığımız, fakat gurbetin verdiği acıyla birbirimizi bulduğumuz anda çok yakınlaştığımız bir arkadaşım var.

O görüşemediğimiz 5 yıl içinde, 15 yıllık bir ömür yaşamış.

Yoluna taş koyanlar, işini bozanlar, satanlar, ihanet edenler. Hem de telafisi zor şeylerde...

Dilini bilmediği bir ülkede tüm bunları yalnız başına idare etmesini becermiş ama.

Sevdiği bir eşi, bir de küçük oğlu var şimdi.

Tatilde yanımıza geldiğinde elimi cebima attırmadı hiç. Normalde tam tersi olması gerekirken.

Gurur duymak bile bazen yetersiz kalıyor.

--------------------

Anlattıkça aklıma geliyor da, yahu benim neredeyse bütün arkadaşlarım manken gibi, taşşş gibi, afet gibi olmuş, ayrıca hepsi de kendi düzenini kurmuş, işini gücünü tutmuş.

Hele içlerinden bazıları hiç de öyle kolay elde edilebilecek veya bu yaşlarda edinilebilecek mevkilerde de değil. Tıpta "yardırmak" olarak tabir ettiğimiz eylemleri gerçekleştiriyorlar resmen.

Belki sevecen yaklaşımın suyunu çıkarttığımdan, belki salaklığımdan, belki de başka herhangi açıklanamaz, bilinmez, söylenmez bir sebepten ötürü onların mutluluğu, başarıları, kendi mutluluğummuş gibi hissediyorum.

Onlar başardıkça ben mutlu oluyorum, seviniyorum, sevindirik oluyorum...

--------------------

Nacizane ben de değiştim tabii.

Ben de yaşadım acı tatlı birşeyler.

Benim de kendimle gurur duyduğum, kendimden nefret ettiğim şeylerim var.

Bir umudu 8 sene sıcak tutmak mesela. 
8 sene hep o umut için çabalamak, her anımda onu düşünmek, onun için hazırlanmak.

Doğal olarak her umutta olduğu gibi o da suya düştü.

Lakin onun bana kattığı şeyleri de başka hiçbir katamazdı.

Hiçbir şey beni daha fazla yıkamaz, üzemez, ama aynı zamanda da mutlu edemez ve eğitemezdi.

Belki bir gün tanıdığım veya tanımadığı herhangi biri gelir, benim bu yanımı öğrenir,

Hatta daha da güzeli, hani fasülye gibi nimetten sayayım kendimi de, beni keşfeder,

Kalbimden geçenleri anlar da,
Sonra arkadaşlarına beni anlatır.

Bizim bir Syrano vardır, böyle böyledir, helal olsun çocuğa beee der.

Hatta demesine de gerek yoktur.

Kaşifim benimle mutlu olsun ya, o dünyalara bedeldir benim için :))

Hasılı,
Sayın okuyuşkanım,
Sen bunları okudun ya, seninle de gurur duyuyorum, sağolasın.
Umarım ben de bir gün seni gururlandıracak birşeyler yapabilirim.

Sevgiyle kalasın a canım.
(^_^)

--------------------

Önemli olan bu resimde sizin nerede olduğunuz değil,
bu resmin sizin nerenizde olduğudur.
Evet!
Kıskançlık hakkında o kadar özlü bir söz söyledim ki,
sanırım bir daha kimse birşeyi kıskanmayacak.
Ve hayır!
İçmedim.

Pardon Evli Misiniz?

Normalde adamın biri gelip size bu soruyu sorsa ne yaparsınız?

Kız kişi iseniz sanırım çantayı kafasına geçirirsiniz. En azından geçirebiliriteniz vardır.

Erkek kişi iseniz ve bu soruyu soran da bir kız ise, uu beybi der ve bir hareketlenme yaşarsınız. En azından yaşayabiliriteniz vardır.

Fakat bu soruyu size Tikkycan kılığında, apaçi saçlı bir ağabey sorarsa ve siz de erkek iseniz...

Sanırım hoş karşılamazsınız.

-------------------------

Ben kendi adıma ne yaptığımı anlatayım.

Birincisinde,
Bu tikkycanlardan biri "pardon bir dakika bakar mısınız, evli misiniz" dediğinde, "ay hayır" dedim ve gülerek geçtim.

İkincisinde,
Ki bu ikinci olay, ilkinden yaklaşık 50 adım sonra cereyan etti. Doğrudan bir soruyla karşılaştım: "Beyefendi iyi günler, evli misiniz?" Kısaca "Değilim efendim" dedim ve yine gülerek geçtim.

Üçüncüsünde,
İkinci olaydan bir 10-15 dakika sonra gerçekleşti ve tam da "acaba evliyim deseydim ne diyeceklerdi" merakımın tavan yaptığı anlardan biriydi. Afedersinız, birkaş saniyenızı rica edicam diyen ultratikky ağabeye bu taktiği uygulamam imkansızdı, çünkü açık söyleyim korktum. "Hayır değilim, ne içindi?" diye sordum ama "pakı taşakkürler" cevabıyla geçiştirildim. Tekrardan gülerek geçtim.

Dördüncüsünde,
Yüzümde üç kere üst üste medeni durumumun sorulmasının getirdiği hınzır bir gülümseme vardı ve neyse ya geçti gitti diyerek yüz ifademi normalleştirmeye çalışıyordum ki, yine oldu... "Arkadaşım merhaba" dedi bir ses! Bir arkadaş samimiyetinde yaklaştığı için onu reddetmem imkansızdı. "Evli misin?" diye sordu. O an ki samimiyet, o yakınlık, o senli-benlilik hali ile neredeyse ağzımdan "değilim ama kız kardeşin varsa talip olabilirim" önerisi çıkacaktı ki zor zaptettim. "Demin de sordular, afedersiniz" deyip geçtim. Ama bu sefer gülüp geçmedim, kızıp geçtim.

Beşincisinde,
Ki bu beşincisi ile olay bambaşka bir boyut kazandı. Bu sefer benden biraz kısaca, temiz yüzlü biri yaklaştı usulca. Afedersiniz dedi, öğrenciyim de, bir anket yapıyoruz, katılmak ister misiniz dedi. Bu son derece değişik yaklaşım, bende bir fakirlik edebiyatı izlenimi uyandırdıysa da kıyamadım, tabii buyrun dedim. O esnada "Aaa bu X için miydiii, biz geçen gün şaapmıştık, varız yani merak etmeyin" diyerek ekmek istedim, ooo sağolun diyerek yutmuş göründü. Veya yutmadı ama umurumda da değildi!

Altıncısında,
Acı sona son bir adım kala, tekrar karşıma çıkarlarsa ne diyeceğimi, nasıl bir tepki vereceğimi planlıyordum. Zira bu "Evli misiniz" sorusu bir yerden sonra bende ciddi ciddi buhranlar yaratmaya başladı. Altıncı eleman tam da bu planlama safhasında karşıma çıktığı için yüzümü bile dönmeden yoluma devam ettim. Son bir ya sabır çektim. Empatik olmaya çalıştım. Adamların işi, onlara yapmaları söylenen bu, ne yapsınlar dedim.

Yedincisinde,
Dananın kuyruğunun koptuğu, zurnanın zırt dediği, Londra Köprüsünün yıkıldığı o ana hoş geldiniz. Siz gelene kadar ben de o arada ilişkiler konusundaki başarısızlığımı, kuyruk acılarımı, istatistiklere göre %80'i evli olan, onlardan da neredeyse tamamı çocuk sahibi olan arkadaşlarımı, evlilik müessesesini, kaderi ve kısmeti, aşkı ve sevgiyi düşündüm durdum. Evden zaten azıcık kafamı dağıtmak ve bunları aklımdan biraz olsun atabilmek için çıkmıştım fakat sağolsun iyi çalıştı arkadaşlar...

"Pardon bir dakika bakar mısınız?" diyen zavallı kurbanım, başına geleceklerden habersiz, bana Ö.... Thermal Kaplıcaları hakkında bir tanıtım konuşması yapmaya çalışıyordu.

Lakin ben, evet ben, Syrano, hayli artmış sinir katsayımdan aldığım güçle ve güvenle açtım ağzımı, yumdum gözümü, temizledim boğazımı, sildim burnumu, döktüm içimi:

Hayır efendim, evli mevli değilim. Yol boyu 7 kere sordunuz evli falan değilim ben. Hayır oradan bakınca çok mu sap gözüktüm size? Çok mu abazan bir imaj çiziyorum? Yada bekar biri olarak kaplıca tedavisine ihtiyaç duyamaz mıyım? O havuzlarda zina mı edeceğim de iki de bir medeni durumumu sorguluyorsunuz? İsterseniz fantezilerimi de anlatayım size, belki birşeyler kaparsınız...

Yalnız ben bunları bir tek karşımdaki o artiz bozması elemana haykırdığımı zannediyordum. Herif çekip giderken bir an için etrafıma baktığımda şehir halkının gözlerinin üstümde olduğunu farkedince, gökkuşağının renklerine mi bürüneyim, yoksa kanalizasyonun o kokulu tonlarına mı, bilemedim.

-------------------------

Böyle davrandığım için zerre pişman değilim, başından beri o kaplıcayı bana kakalayacaklarını biliyordum. Öfkem, o kaplıcayı bir tedavi merkezi olarak değil, para tuzağı olarak sunmalarınaydı.

Daha önce iki kez yedirmeye çalıştılar o kazığı bize, yutmadık.

Bir de öyle tek kişiye de değil!

Ailecek kazıklayacaklar, bir kişi para, iki kişi daha çok para, aile en çok para. Oh ne âlâ!!

Kimin umurunda senin dizlerinin kireçlenmesi, deri hastalıkların, bilmemnelerin... Paran var mı ondan haber ver.

Ha bir de evli misin?
O zaman tam süper, çünkü kazıklayacağımız bir de eşin var.

------------------------- 

Haydi onu da geçtim.
Hatta tüm mevzuuyu da geçtim.

En kötüsü de "aman şöyle efendisin, böyle harikasın, öyle iyisini hakediyorsun, inşallah kalbine göresini bulursun" diyeceğinize, kardeş gözüyle bakacağınıza, biriniz de çıkıp bana aşık olmadınız ya, yanıyorum yanıyorum da asıl ona yanıyorum :))

Sizin yüzünüzden ele güne rezil oldum.
Lutfedip de bi bana aşık oluverseydiniz hiç bunlar yaşanır mıydı? Evlenir barklanır, güzel güzel geçinir giderdik.

Evet, tüm bunların sorumlusu sizsiniz.
Faturayı size kesiyorum :)

Yine de kıyamıyorum işte size, affettim. Ama bir daha olmasın!

Haydi yine sevgiyle kalın bakalım.
Bunu hakediyorsunuz.
(^_^)

-------------------------

Birşey sormak istiyorum, bunu nasıl yapabiliyorsunuz?
Hayır sağlıklıdır, işe yarıyordur, ona bir lafım yok.
Ama o havuza nasıl girebiliyorsunuz?
Bir tarafınıza girer onlar yaa, olmadık yerlerinize yapışırlar.
Eğğğkkk, içim bişey olduuuuıığğğğ...