Diri Gelin

Bir seferlik de içimden geçen birşeyi hemencecik söyleyivereyim dedim. Bilmem ilginizi çeker mi ama :))

Ben, canlarım,

Kimseyi kırmadan, incitmeden seviyorum.
Üzülmek, ağlamak gerektiğinde de memnuniyetle depresyona giriyor, seve seve ağlıyorum.

Yaşanan kötü şeyleri, kurulan güzel hayaller telafi ettiği sürece ağlamak hiç de o kadar kötü gelmiyor açıkçası.

Kendi kendime, reklam etmeden seviyorum sonracığıma. Bu sebeple o da dahil kimse neler olup bittiğini anlamıyor, her kim ise o.

En önemlisi de, kişi odaklı değil, duygu odaklı seviyorum, bu yüzden ne birini yaralıyorum, ne de ben yaralanıyorum. Sevgime bir karşılık bulamamak bu yüzden ona karşı öfkeyle doldurmuyor beni, sadece çok üzüyor. Zaten nedendir o düşman kesilmek, onu da anlayabilmiş değilim.

Unut gitsincilere, geçmişe mazi denircilere, çivi çiviyi sökercilere, sana kız mı yokçulara, bir kız için değermicilere çok kızıyorum. Ben unutmak için sevmiyorum ki, kız bulmuş olmak için de sevmiyorum, kendimi tatmin etmek, yalnız kendi mutluluğumu sağlamak için hele, hiç!

Herkesi kendime özgü seviyorum hep. Çok Syrano işi, Syranotik bir aşk.

-------------------

Peki ama şimdi gecenin bir yarısı bunları neden anlatma gereği duyuyorum?

Özetle,
Bilmiyorum.

Azıcık daha geniş bir açıklamayla,
Belki de hakkımda hiçbirşey bilmeyen, varlığım veya yokluğum birşey ifade etmeyen sizlere kalbimi açmak bana daha kolay geliyor.

Ya da belki,
Ölü bir gelin üzerinde evlilik teklifi provaları yapacak kadar gece vakti mezarlığa girmeye cesaretim yok :)



Siz tabii ki sevgiyle kalın kalmasına da,
O sevgi mümkünse bende de kalsın lütfen, çok rica edeceğim.
Çünkü galiba o olmadan herşey çok daha çekilmez bir hal alıyor  ve ben buna dayanamıyorum...

Yavrularınıza Duyulmamış Lider İsimleri

Yıllar önce, daha ben portakalda vitaminkene, anacağızım zamanın en gözde basın kuruluşlarından olan Günaydın gazetesinin "Yavrunuza İsimler" ekini almış.

Bazı isimlerin altı çizilmiş, bazılarının yanına "ayrıca şu dilde şu demek", "Fars kökenli, Bulgar kökenli", "teyzemin torunun adı" gibisinden notlar düşülmüş.

Benim iki adımdan ikisi de o kitapçıkta yoktu. Zira ben orjinal bir kimseymişim, annem bir adımı rüyasında görüp koymuş. Babam da "Abdül" serisinden pek duyulmamış bir ön ad daha eklemiş. Derken adlanmışım sanlanmışım ve bugünlere gelmişim.

----------------------------

Şimdi efendim, lider dediğimiz, kahraman dediğimiz veya tarihi kişilik dediğimiz karakterler, bir kere zaten yaptıkları işlerle kendilerini biz normal, alelâde insanlardan ayırıyorlar, orası okey zaten.

Yalnız siz hiç mesela Oytunç diye bir kahraman duydunuz mu? Yada mesela Murtaza?

Biri çıkıp da size "Aaa öyle deme Abuzittin Yardıray büyük bir insandır, ülkemizi düşmanlardan o kurtardı" dese bu size ne kadar inandırıcı gelirdi?

İsimden kaybeder bir kere insan!

Bir gün köyünüzün meydanına soluk soluğa bir çocuk geliyor ve "Ağalar koşun, Seyyit Şehriyar Paşa köyümüze teşrif ediyor." diyor.

Hemen ardından diğer yönden başka bir soluk soluğa çocuk da "Ağalar onu boşverin, asıl Ökkeş Paşa köyümüze teşrif ediyor, hadi toplanın." diyor.

Şimdi siz olsanız koskoca, anlı şanlı, aynı anda hem Seyyit hem de Şehriyar bir paşayı mı karşılamaya gidersiniz yoksa nacizane, ufak tefek, mülayim Ökkeş paşayı mı?

Siyasi görüşlerine gıcık değilseniz veya işin içinde bir kurnazlık yoksa pek tabiiki Seyyit Şehriyar paşayı karşılarsınız. Hem çok afedersiniz kim naapsın Ökkeşi allasen?

İsim önemlidir ağalar beyler!
Filmin sonunda en güzel kızı öpen, en sağlam arabayı alan ve dünyanın yedi ceddine okuyanlar hep Şehriyarlar, Berkecanlar, Alperler olmuştur.

Sizin bizim gibi Ökkeşler, Aliler, Veliler, Seracettinler ise sonsuza dek sevimli yardımcılar olmaya, filmin sonunda ölmeye, küçük rollerde ömür çürütmeye mahkumdurlar.

----------------------------

Yine de siz gelin, benim "En Sevdiğim Lider İsimleri" listeme bir göz atın. 

Yalnız şunu da belirteyim, bu liderlerin siyasetleriyle, görüşleriyle falan zerre kadar bir işim yok, şu an için tek ilgilendiğim şey isimleri. Sonra "vay niye bizim köyüm muhtarını da yazmadın üleyn, o da büyük adamdır" veya "vay seni gidi laik ateist agnostik aczmendi müsveddesi seniiiii" demeyin de, aman...

Hem belki aranızda bugün çocuğumuza ne isim versek diye kara kara düşünen veya marjinal olmak adına en duyulmadık isimler, rumuzlar, nik neymler arayanlara bir hayrım dokunur.


Eveeeet, işte o liste, işte o liderler.


Haşâyar Şah

Eski Persçe'de Haşayitha-i Haşayithanem, Antik Yunanca'da Xerxes adıyla bilinen, "Kralların Kralı" veya "Şahların Şahı" anlamına gelen, Ahamenid Hanedanından, MÖÖÖ'den önce 519'da doğmuş Pers Kralı.

Kendileri, Çanakkale Boğazını, gemileri yanyana dizip kalın halatlarla bağlayarak oluşturduğu geçici bir köprüyle geçmesiyle ve akabinde Thermopylae Savaşında Yunan ordusunun taktik başarısı karşısında sakalının boğumlarını tek tek yolmasıyla ünlüdür. Ha sonunda savaşı kazanmıştır o ayrı.

300 adlı, Frank Miller'in mükemmel çizgiromanından uyarlama berbat bir filmden, cüzzamlı bir ordusu, lezbiyenlerden oluşan bir haremi ve 3 metrelik bir vücut yapısı olduğunu öğreniyoruz...

Favori lider isimleri listemde her daim bir numarada kalacak sevgili bir arkadaşımızdır kendileri. Ha hapşurdu, ha hapşuracak, haşhaş çekmekten hapşurma krizine giriverecek sanki...


Şuppiluliuma

Bu adı son derece şapırtılı ve lolipoplu kralımız programımıza Hitit tahtından katılıyor. MÖ'lü yılların 1380'lerinde doğmuş. Adı "Saf Kaynaklı Su" anlamına geliyormuş. O zamanlar Erikli veya Hayat su yokmuş tabii. Bütün işleri Hattuşa Devlet Su İşleri yürütüyormuş.

Dostumuz Şuppiluliuma, ileride Mısır ve Hitit'in birbirileri üzerinde hak iddia etmelerine neden olacak ilk kız alıp verme olayına girdiği için ne derece doğru bir karar vermiş tartışılır. 


Asurnasirpal

Bu görmekte olduğunuz kanatlı dede, adından da tahmin edileceği üzre bir Asur kralı, adının anlamı da tahmin ettiğiniz vech ile "Asur Tahtının Koruyucusu". Eksi 883 yılında korumaya başlamış tahtını.

Habur Nehrinden Fırat nehrine kadar ülkesini genişletmiş. Ayrıca ülkesine Sfenks kültürünü getirmiş. Kendisinin de bol sayıda Sfenks formunda heykelini yaptırmış. Ayrıca çokça da Akbaba başlı kabartmaları var... Biraz ilginç bir dedemizmiş, saygı duyuyoruz tabii de...

Sha Nagba Imuru

Bir aslanı kafa kola olan bu kralı aslında hepiniz biliyorsunuz. Kendileri, tarihçilerin İnek Yılında (MÖ) 2500'lere tarihlediği bir vakitte doğmuş, adıyla sanıyla, Uruk Kralı Gılgamış. Peki ama nedir bu Sha Nagba Imuru?

Gılgamış Destanını okuyanlar bilirler. Zavallı kralcağız ölümsüzlüğü arayım derken başına gelmeyen kalmamıştır. Tanrıçayla anlaşmazlığa düşer. Tanrıça Enkidu diye bir yaratığı musallat eder. Gılgamış bu yaratığı iki tatlı lafla kandırıp kendi yanına çekince Tanrıça yine dellenir Enkidu'yu öldürür.

Cinayet mahalinden ayrılan Gılgamış yolda giderken Nuh Tufanına denk gelir, dalgalarla cebelleşir, derken mağaralara sığınır, bir kadın aklını çeler vattırı vızzırı... Yani adam krallık yönetmek, hüküm sürmek dışında ne kadar ayak işi varsa hepsini icra etmiştir.

Nihayetinde kendine Sümer dilinde "Çok Şey Görüp Geçirmiş, Çok Şeye Şahit Olmuş" anlamına gelen "Sha Nagba Imuru" gibi artistik bir ad seçmiş haklı da olarak...

Bu arada antik uygarlıklara, benim gibi böyle duyulmadık ilginç isimlere meraklı OTEP adındaki metalik sarışın, Sepsis şarkısını ona armağan etmiş. Teşekkür ediyoruz kendilerine.

İmre Tökeli

Bu büstünden ve sağlığında yapılmış çoğu tablosundan, bir prensten ziyade halk şairi, ozan gibi biri izlenim veren bu ağabeyimiz Macaristan'dan teşrif ediyor. Adı da çoğumuzun tarih derslerinden hatırlayacağı İmre Tökeli, orijinal şekliyle Thököly Imre.

Osmanlı desteği ile 1681'den, 1705'te İzmit'te ölümüne kadar Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile olan münasebetlerde ve daha bilumum savaşta yararlılık göstermiş, hatta kısa ömürlü bir Orta Macaristan Krallığı bile kurmuş. Osmanlının Viyana bozgunu üzerine anlaşmalarla elden çıkartılacak pek çok kale arasında kendisine bağlı yerler olsa bile savaşmadan terk etmemiş. Sonunda Avusturya'ya esir düşmüş.

Osmanlılar tarafından fidyeyle kurtarıldıktan sonra yine pek çok savaşta Osmanlı ordusunun başına geçmiş ve yararlı hizmetleri nedeniyle Transilvanya'ya prens olmuş. Meşhur Karlofça Anlaşmasıyla buradaki topraklar da elden çıkınca, bu masa başında kaybedilen topraklar yüzünden ülke yönetimi işinden baymış ve İzmit'e gidip süper emeklilik istemiş.

O değil de ben bu arkadaşı İmre adında bir Türk diye biliyor, adına da Töke diye bir köyde, kasabada falan doğduğu için Tökeli deniyor sanıyordum. Konyalı Şerife, Kahtalı Mıçı gibi birşey hani...

Olsun olsun, bizden olmak isteyen bizdendir.
Hürmetler abi, bin tane Habsburg hanedanı feda olsun, senin canın sağ olsun.


Iosif Vissarionovich Dzhugashvili

Yaaa siz onu tanımazsanız o da size böyle naniiiik yapar işte. Adam zaten Rus değil ki bikere, Gürcü o Gürcüüü akıllıııaaaam...

Ee ama Stalin mtalin ne dalga? O lakabısı bikere onun. Сталин diye yazılıyor, "Çelik Kişi" demek, yaa ben Rusça biliyorum yaaa yaaa işteee...

Bir belgeselde öğrenmiştim asıl adını. Çok yaşlı bir teyzeye Stalin'i soruyorlardı "Aaaa Çuvagaşviliiii ehehehe" diye gülüyordu teyze kameraya. Oradan bir merak doğmuştu ne alaka diye, meğerse işin iç yüzü buymuş. Bir de Rusçası çok aksanlıymış. Yani mesela bizde bir başbakanın "Eeepten aykırı gidersin bea, anacaazını da alıp gidecan mı bagam?" demesi gibiymiş.

Vay gidi Çuvagaşvili, sen de az değilsin ya hadi neyse...



Cevahirlâl Nehru

Geniş Aile'nin Cevahir'inden değil bu.
O "Kızıl Cevher" Nehru!

1889'de, Hindistanda doğdu,
Çalıştı çabaladı, ilk başbakanı oldu,
Helal olsun, helal olsun sana,
Cevahirlâl babaaaaa, Cevahirlâl babaaa, oooo, oooo, oooleeeeyyy....

Kimileri onun için aşırı milliyetçi, faşist, kimileri sosyalist, kızıl gerilla diyor; kimileri Gandhi ailesine olan yakınlığını kullanan bir fırsatçı, maceracı, kimileri de hayalperest diyor.

Hindistan'ın özgürlüğe kavuşması için hiçbir örgüte yada birilerinin dolduruşuna ihtiyaç duymadan, tamamen kendi çabalarıyla gösteriler hazırlamasını, çarpışmasını ve sonunda o ülkenin ilk başbakanı olmasını açıklayacak tek kelime bence "kahraman"dır aaagadaş!!!

Krishna tependen baksın Nehrucuğum, kızıl cevherim, ateş taşım benem... 


Sultan Kâbus
 

Bu sakalının her bir telinin ayrı ayrı tarandığını düşündüğüm ve ileri yaşına rağmen inanılmaz yakışıklı bulduğum 1940 doğumlu karizmatik beyefendi, tam adıyla Qaboos bin Said al Said, Umman'ın şu anki sultanı.

Güney Yemen'deki sosyalist hareketlerle ve Dhofar İsyanı olarak bilinen bir iç savaşla mücadele ettikten sonra ülkeyi "Maskat ve Umman"dan "Umman Sultanlığı"na getirmeyi başarmış.

Uyguladığı dini liberalizm politikası sayesinde ülkedeki en baskın ikinci din olan Hinduizm, Arap yarımadasındaki tek ve en geniş nüfusa bu ülkede sahip olmuş. Ayrıca İslamın İbadiyye mezhebine mensup tek devlet.

Kimler için Kâbus veya bu bizim bildiğimiz karabasan anlamındaki Kâbus mu yoksa daha başka bir anlamı var mı bilmiyorum ama beni de hafiften tırstırmıyor değil.

Sizi de çok ahibbek majesteleri :)

----------------------------

Ağır abilerimi inceledikten sonra, şunları da yazmazsam içimde kalır canlarım, o yüzden bir de bunları buyrunuz:

  • Nuşirevan: Çok romantik bulduğum Farsça bir isim, ki halen de kullanılıyor. Adaleti ve halkına karşı cömertliğiyle o kadar ünlü bir Sasani hükümdarıymış ki, bir rivayete göre Hz. Muhammed bile: "Keşke Nuşirevan-ı Adil de benim ümmetimden olsaydı" demiş. I. Hüsrev olarak da biliniyor ve adının aslı olan Anoşek-revan ile aynı anlama geliyormuş, "Ölmez, Ebedi Ruh".
  • Dürrüşehvar: Nerelerden duyup da öğrendiğimi bilmediğim bu isme bir tek Halife Abdülmecit Efendi'nin kızında rastladım. Anlamı "Şahın İncisi" imiş.
  • Ardeşir: Kurdeşen veya tebeşir gibi acayip bir isme sahip bu Sasani hanedanı krallarından üç tane var. Anlamı "Tanrının Sözünü Almış" demekmiş.
  • Kavad: Yemin ediyorum burada bir art niyet yok. Ne bileyim Sasanilerin bu kadar orijinal isimler bulacaklarını? Belki de bizim aklımız fesattır, ne malum? Bunlardan da iki tane var ve hepsi de babalarına karşı gelerek tahta geçmişler. Anlamını bulamadım ama belki de "vay seni kavadın oğlu" deyişi buradan geliyordur, kim bilir?
  • Şalmaneser: Böyle birazcık Selman, birazcık Charlamagne karışımı, karizmatik bir Asur kralı. Bunlardan özellikle beşincisi Tevratta bol bol geçiyor. Pek rahat vermemiş zavallı İsrailoğullarına.
  • Huitzilihuitl: Yapmayın ama bunu, yapmayın ama bunuuu... Sonra vay niye krallığımız yıkıldı da bilmemne de... Aztekler umarım sarımsak soğan yemeyen bir millettir, zira şu bol hahlamalı hohlamalı adı kralın önünde telaffuz etmek, o ağız kokusuyla pek bir cesaret isterdi. Anlamı "Arı Kuşu Tüyü" imiş. Oooldu canım.
  • Montezuma: Her okuduğumda "muntazam" demek istediğim, doğru dürüst bir tasviri olmadığı için de erkek mi kadın mı bir türlü anlayamadığım bir Aztek lideri. Kızılderililer zaten milletçe kadın mı erkek mi pek anlaşılmayan bir topluluk. Uzun saçların aldatıcılığı bir yana... Hayır çok afedersiniz kadına benzettiğim vakitlerde bir göğüs görmeye çalışıyorum, bedeni kuş tüyleriyle dolu bir insanın göğsünün kabartısını nasıl seçeceğimi bilemiyorum, e erkek olsa zaten böyle hallere bürünmez. Anlamı da "Gök Gibi Gürüldedi" imiş! Ufff, zor iş valla... 
  • El Cid: İsmin orijinalliğinden ziyade, sanırım tarihteki en kısa isimli liderdir de kendisi. Gerçi asıl adı Rodrigo Díaz de Vivar, Cid Arapların ona takmış olduğu isim. Mağribî Arapça'da Seyyid, yani Efendi, Bey anlamına geliyormuş lakin neden böyle kısa bir lakap seçildi, neden başlarına bir üç harfli sardılar bilmiyorum.
  • Tojo: Haydi o lakaptı. Peki ya bu? Kabul, Japonya'nın, hatta genelinde uzak doğunun hiçbirşeyine aşina değiliz, en basit şeyleri bile bize komik geliyor ama bu kadarcık da kısa isim olmaz ki be gülüm? Eşiniz hanımefendiyle vaktinde nasıl tanıştınız siz?
- Ben Katsuko Ito, sizden çok hoşlandım,tanışalım mı ? 
- Tojo. 
- Efendim? 
- Adım... Tojo... 
- Memnun oldum. 
- ... 
- ... 
- ... 
- ... 
- Savaş çıktı, gitmeliyim. 
- Peki, iyi günler...
  • Keykubad, Keykavus, Keyhüsrev Üçlemesi: Bunlardan bizde bolca varmış zamanında. Şimdi bir kere hepsinden en az üç tane var. Sonra II. Alaeddin Keykubad, II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in oğlu (tamam wikipedia'dan baktım, ne var? Hıhh...) Sonra I. İzeddin Keykavus da I. Gıyaseddin Keyhüsrev'in oğlu, onun oğlu da I. Alaeddin Keykubad falan amaaaaan öfffff... Secerenizi mi ben mi tutacağım be!!!! Keyhüsrev Farsça'da "Büyük, Ölümsüz Ruh" demekmiş. Kubad ise "bayağı, gösterişsiz" demekmiş ama Keykubad olunca anlamı değişiyor mu bulamadım. Keykavus ise latincesi Cepheus olan Kral takımyıldızının İran astrolojisindeki karşılığı imiş.
  • Muvatallis, Hattuşil, Murşili: Bunlar da az değil hani. Tamam Hititsiniz, kralsınız, eyvallah... Ama en azından azıcık Mısırlı rakiplerinizden feyz alın ya, Murşili diye isim mi olur oğlum? Şaşırdın mı sen? Ben sizin saraya teşrifatçı olsam ilk halka seslenişte boynumu vurursunuz valla.
- Veee huzurlarınızda yüce majesteleri Hattuşulu.... Ehemm, öhöömmm, Hattoş... Ahahah, ay çok pardon. Ciddiyet ciddiyeeeet!! Eveeet, huzurlarınızda kralımıııızzz Hattuşilililili lili yaaaar, Hattuşililili yaaaar, yüzüüüm güldü sağğyendeee... Ahahahahaaaaa... Ya bi gidin yaa haıushdahsd...
- Puduhepa bu herif neler saçmalıyor böyle?
- Puduhepa mı? Prrrsssffffff, yenge o nasıl isim allasen?
- Sen Yüce Tavananna hakkında nasıl konuşuyorsun?
- Tava ney ney?
- Cellaaaat, cellat Telipinu, gebert şunuu!!!!
- Telepinu mu asdakdhaksj, alllaaam ölecem ahaha... Gıyk...

----------------------------

İşte kral olmak, ünlü olmak, akılda kalmak böylesine meşakkatli bir konu dostlar.

Ha mevzu sadece krallıkta da değil.

Örneğin,
Murtaza veya Abuzer adını duyduk mu hiçbirimizin gözünün önüne öyle yakışıklı, metroseksüel bir tip gelmiyor.

Ki burada tüm Murtaza ve Abuzerlerden özür diliyorum! Konunun onların şahsiyetiyle hiçbir alakası yok, ayrıca biliyorum ki kaideyi bozacak bir çok da istisnası vardır bunun.

Daha ziyade akıllarda canlandırılmış, yanlış ve gereksiz bir imaj var.

Sonra mesela bir erkek olarak kendi adıma konuşayım.
Bir kızın adı Setenay ise mesela, o kızdan için otomatik olarak güzellik kraliçesi imajı canlanıyor kafamda. İsterse Elephant Woman kıvamında olsunlar. O ön yargı yerleşti bir kere!

Sonra mesela Ayselen.
Tanıdığım bütün Ayselenler şirinlik abidesi canlılar.

Derken Esra.
Tanıdığım bütün Esraların hepsi de orijinal kızıl saçlı.

Ya Sanem'e ne demeli?
Hiç çirkin ve huysuz bir Sanem duydunuz, gördünüz mü?

Ve al işte, tüm bunların yanında, başta da bahsettiğim Ökkeş!
Bir Ökkeş asla çevresi arasında sıyrılamaz, o ömür boyu sağın solun "aaaa Ökkeeeeeş, ahahaaaaa" gibisinden son derece salakça ve mantıksız alaylarına maruz kalmak zorundadır. Karısının ismi en fazla Fatmadır veya Kezbandır, ha bir ihtimal Kezbannur. Çalıştığı yerde olsa olsa personel müdürünün sadık yardımcısı olur.

Kimse bilmez oysaki o Ökkeş de en az Deniz kadar, Tunç kadar yakışıklı, kaslı, popüler olabilir ve Şahika, Okşan, Ruşen gibi bilumum fıstığın aklını alabilecek kapasiteye sahiptir.

Hem siz biliyor muydunuz, benim rahmetli ağabeyimin adı da Semir'di. O hayatımdaki ve anladığım kadarıyla çevremdekilerinde hayatındaki tek Semir'di. Ayrıca Tolga Karel'miş, Kıvanç Tatlıtuğ'muş, kendilerine yakışıklılık atfedilen bilumum zevat, üç kere gusül abdesti almadan onun yanına yaklaşamazlardı, öylesine de yakışıklıydı!!!

----------------------------

Böyleyken böyle işte, okurcumlarım.

Siz siz olun, çocuklarınıza ne isim vereceğinize dikkat edin.

Ya Eski Türk Uygarlıklarının yaptığı gibi 13. yaşlarına kadar geçici bir isim verip, sonra bir tören düzenleyerek o zaman kadar gösterdiği kişilik özelliklerine göre gerçek bir isim verin,

Ya Hami-Sami geleneklerindeki gibi önce bilinen tüm atalarınızın adını, aralarına oğlu veya kızı anlamına gelen "-ben, -ibn; bent, bintü" eklerini koyun, nihayetinde de kendi istediğiniz bir ismi koyarak çocuğunuz yedi sülalesinin adını tek başına taşısın,

Ya Eski Amerika Medeniyetlerindeki gibi doğadan, çiçekten, böcekten bir parça alıp Oturan Camış, Kakao Yaprağı, Sultan Sazlığı, Fatmagülün Suçu, Yolun Sonu, Ebemin Nikahı gibi belirtili isim tamlamasından oluşan isimler verin,

Ya da ne bileyim, biraz kafanızı kullanarak remix isimler üretin.
Ali> Alican> Aliye> Aliberk> Aligül> Alisu
Ayşe> Ayşecan> Ayşenur> Ayşegül> Ayşesu

Hatta uluslararası düşünün.
Nicholas> Nicholasberk> Nicholasiye> Nicholasnur...

Ama en önemlisi de,
Sağlıklı, anne babasına, eşine çocuğuna, vatanına milletine, hayırlı evlatlarınız olsun.

Varsın adları Ökkeş olsun, Mişel olsun, hatta Adenoid Hynkel olsun. Yeter ki insan olsun...

Hepsi cihanşümul olmasa bile kendi içlerinde birer kahraman olsun.

Siz de bir kere daha sevgiyle kalın canlarım.
(^_^)

----------------------------

 Majesteleri, Tayland Kralı
"Phra Bat Somdet Phra Poramintharamaha Chakri Borommanat Phra Buddha Yodfa Chulaloke"
Saygıyla Selamlarız.


Yoksa Bu Yeni Bir Doğuş mu?

Sürekli büyüyorum efendim, durduramıyoruz.

Bir cisim yaklaşıyor efendim, tanımlayamıyoruz.

Zaman akıp gidiyor efendim, anlamlandıramıyoruz...

----------------

24 yaşına gelmişim hiç çaktırmadan.
Neden bilmiyorum, her fırsatta söylüyorum belki birileri bir anlam çıkartır da beni aydınlatır diye ama o da olmadı henüz; yahu korkuyorum ben!

Bir zamanlar en acilinden 23 yaşıma gelmek isterken, şimdi 24'e geçtiğim için gayet tırsıyorum.

25 ise en korktuğum yaş oldu.
Önümdeki bu son 365 günün her dakikasında korkudan, panikten, "herşey için çok geç artık, hayat bitti dünya sona erdi" endişesinden tir tir titreyecek gibiyim.

Neden bilmiyorum ama artık büyümek istemiyorum.
Keşke zaman dursa artık, her gün bugün olsa, yarın olmasa artık, zaman geçmese, sadece hayat geçse.

----------------
Bu esnada ne oldu canlarım?

* Epey insan tanıdım, onlar hakkında da çok fazla yeni şey öğrendim. Daha önce hiç olmadığı kadar. Onlardan bazıları arkadaşlığa, hatta aşka bakış açımı değiştirdi, bazıları yepyeni bir açı kazandırdı. Hele biri o açının bizatihi kendisi oldu, ne var ki asla bilemeyeceğiz o açı benimle kesişseydi kim bilir neler olurdu :)

* Küçük şeylerle mutlu olma kasımı epey bir geliştirdiğimi söyleyebilirim. Nohut oda bakla sofa'dan mercimek oda pirinç sofa'ya, oradan da mikroskobik oda nanometrik sofaya geçtiğimi düşünüyorum. Sevginin nelere kadir olduğunu gördüm, mucizelerine şahit oldum, ondan bu kadar emin konuşabiliyorum.

* Üstelik sadece küçük şeylerle değil, başkalarının mutluluklarıyla da mutlu olmak mümkünmüş. Mutluluk gerçekten de paylaşıldıkça artan bir elmaymış. Hasetlik etmek sadece elma kurtlarına düşermiş.

* Umutsuz, kötümser, dünyası başına yıkılmış, herşeyde kötülük arayan şahıs imajına bürünme çabalarım meyvesini verdi. 23. yaşım en çok umut beslediğim, ileride güzel şeylerin olacağı inancını en çok yaşadığım, yeni ve mutlu bir dünya kurma isteğimi en çok dile getirdiğim yaş oldu. Demek ki bazen sağ gösterip sol sallamak gerekiyormuş.

* İnsanın canını en çok da, zamanında söylenemeyen şeyler, içte kalan ukdeler acıtıyormuş. 3 yıldır sürekli aynı rüyaları görmek, her rüyada o konuşamadığınız kişiyle tekrar buluşup konuşmaya çalışmak, bazen onun sizi dinlemesi, çoğunlukla da dinlemeden çekip gitmesi ve sizin yine öyle kalakalmanız psikolojik bir işkenceymiş.

* Aynı şekilde içinizdeki keşkeler de sadece sizin yaptıklarınız veya yapmadıklarınız yüzünden doğmuyormuş. Sizin kontrolünüz yada alakanız dışında gelişen keşkeler de oluyormuş ve üstelik bunlara karşı yapabileceğiniz birşey olmadığı için, verdikleri acı daha da artıyormuş. 

* Şu dünyadaki en güzel şey anlayışmış, anlaşılmakmış canlarım. O olunca tüm güzel şeyler peşinden geliyor, olmayınca eninde sonunda bir yerden fire veriyormuş.

* Herşey yenilenirmiş, hayat geri gelirmiş, arkadaşlar geri gelirmiş, aaaaa aaaaaaşşşk, aaaaa aaaaaaşşşk, geri geliiiiirmiş...



Başkaaaaa...

* Kilolar düşünce gücüyle kurtulabileceğimiz şeyler değildir ve sadece istemek yetmez. Hatta bu gibi durumlarda hatırı sayılır bir artış bile gözlenebilir aksi gibi.

* Müzik sadece ruhun gıdası değil, obezitesinin de sebebidir, bir manyaklık başlangıcıdır, bir sağırlık belirtecidir, bir uyuşturucu türüdür.

* Hayatımda ilk defa yüzümde sivilce çıktı. Sanırım ergenliğe adım attım. Noel babanınkilerden hallice bir sakal yapısına sahip olmakla birlikte sivilce denen şey neden bu kadar zaman bekledi çıkmak için, bilmiyorum.

* Hazır saç sakal demişken. Bebekken sarışındım, birkaç yıl öncesine kadar esmerşindim, şimdi grişinim. Saçlarım Rinso kullanmışcasına ağardı. Kızıl olan sakallarım beyaz, siyah ve kahverengi arasında gidip geliyor bir türlü karar veremediler. Eee böyle maymuna böyle kıl işte!

* Ha bir de, uzun saç bana kesinlikle yakışmıyor. Haydar Dümen'e, Justin Bieber'a, hatta Mahatma Gandhi'ye bile yakışıyor olabilir ama uzun saçın asla yakışmayacağı bir erkek varsa o da benim.

* Ağızla leblebi, fındık fıstık yakalama, çay bardaklarını kırılmayacak şekilde düşürme,aniden uçuşan kağıtları tek tek havada yakalama yeteneklerim tavan yaptı. Galiba yetenek bizim.

* Son bir yılda yaklaşık 32165498741 kere hastalandım, bir tarafımı çarptım, burnum kanadı, dişim kırıldı, midem bozuldu, şaftım kaydı, kayışım koptu... Benzerlerim arasındaki en narin hurma kütüğü benim sanırım.

* Çekmeyi planladığım ve akabinde vazgeçtiğim bir milyonuncu kısa film projeme ulaşmama az, çok az, çok çok az kaldı. Azimliyim, dünyanın en maymun iştahlı film yapımcısı ben olacağım.

* Evden çıkmadan yaşamak çok güzel. Öyle "yaa çıkayım çıkmasına ama kiminle çıkayım, ne yapayım, ne edeyim, kimsem yok ki" dediğimde bir taraftan da "evden çıkmak istemiyorum, dışarıdan nefret ediyorum, mümkün olsa ömrümü bu dört duvar arasından çıkmadan geçirirdim" demek istiyorum fakat size çaktırmıyorum. Bu kararımda da en azından şimdilik ısrarcıyım. Ha ama çıkartana bağlı muhakkak ki :)

----------------

Bu kadarcık mı şimdi bu 23'ün bana getirdikleri veya götürdükleri, bilmiyorum. Belki o kadar fazladır ki hiç anlayamadan geçip gitmişlerdir, belki de bunlar bile ıkına sıkına hatrıma gelebilenlerdir.

Bilemiycüüm.

Lakin gerekli mercilerden dilerim, inşallah bundan çok daha güzel, çok daha sevgi dolu, hayat dolu, arkadaş, eş dost dolu, yeni bir yaşa bu vesileyle başlamışımdır.

Dünyadaki 24 yaşına giren tek elemandan, siz sevgili okuyuşkanlarına sevgiler, saygılar, hürmetler efenim.

Her nerede yaşartılıyor ve yaşattırılıyordurumuşsanız.
Sevgiyle kalın (^_^)

----------------

 Merhaba, ben her doğum gününde suratına pasta geçirilmek suretiyle
çevresini güldüren o komik adamım.
Lakin insanlar buna neden güler veya o yanan mumlar yüze, ağıza, buruna girmez mi,
değdikleri yeri hafif de olsa yakmaz mı, bunu hiç bilmiyorum.
Teşekkürler...

Ayol Nereden Çıktı Bu Ayaklanmalar?

Syrano'nuz açıklasın size canlarım.
Ömür billah ilk siyasi demecimi vereyim de bireysel kişiliğim tavan yapsın, sizi de elim değmişken bir aydınlatayım.

Türkiye'ye Atatürk geldi ve eski yönetimi feshetti. İnönü onun, Ecevit İnönü'nün, Baykal Ecevit ve arada da iki kişinin, Kılıçdaroğlu Baykal'ın başını yedi.

Rusya'ya Lenin geldi ve eski yönetimi feshetti. Stalin onun, Kruşçev Stalin'in, Brejnev Kruşçev'in, Gorbaçov topunun başını yedi.

İran'a Humeyni geldi ve eski yönetimi feshetti. İlk cumhurbaşkanı olan Beni Sadr 'ın başını Ali Recai yedi, onun başını Hamaney, onun başını Rafsancani, onun başını Hatemi, hepsi ve daha fazlasının başını Ahmedinejad yedi.

Mısır'a Abdünnasır geldi ve eski yönetimi feshetti. General Necip ve Nasır birbirilerinin başını yediler, Enver Sedat hepsinin, Hüsnü Mübarek de Enver Sedat'ın başını yedi...

Libya'da İtalyanlar vardı. Senusiler İtalyanların başını yedi, I. İdris Senusilerin, Muammer Kaddafi herkesin başını yedi.

Yemen üç kere Kuzey-Güney olarak ayrıldı. 1990'daki son birleşmeden beri devlet başkanı Ali Abdullah Saleh.


Bu listedeki dört beş kişi dışında hepsi asker.
Herkes sosyalist veya sosyal demokrat çizgide olduğunu söylüyor.
Partilerindeki ortak isim "Halk". Halk, Halkın, Halkçı...
Hepsi de tek parti iktidarından yana oldu.
Hiçbiri devrim veya darbe olmaksızın tek başına iktidara gelemedi...
Hepsi yeri geldi gençliğin sokağa dökülmesini teşvik etti, yeri geldi öğrenci hareketlerini kullandı, yeri geldi o öğrenci hareketlerini kendileri çıkarttı.

Ve tüm bunlar "Cumhuriyet" adı altındaki ülkelerde gerçekleşti!

Sizce de artık herşey yeterince açık değil mi?


Halen Şirinleri göremediniz mi?


O halde şimdi birazcık daha düşünelim bu ayaklanmaların sebeplerini, bir de bu "birilerinin başını yiyerek yerine geçme" ve "halka rağmen, halk için" siyasetinin daha nereye kadar gideceğini!

--------------------------

Vallahülazim isyan ederiiiiik.
Vaa mı bize yan bakan, heee?

Rasyonel Düşüncenin Altın Çağı

Bazen tek düze ve direkt hayat kadar güzeli yoktur sevgili bayanlar ve baymayanlar.

Rasyonel, tarafsız, gerçekçi bir hayat.

Romantizm maskesi altında kendini kıvrandırmaya veya insanların yüzüne gülüp arkalarından kuyu kazmaya uğraşmaktansa en iyisi herşeyi aşırı rasyonel, aşırı direkt ve aşırı doğru olarak ifade etmek, neden kötü olsun ki hem?

Biliyorum bugüne kadar hiç tecrübe edilmedi, büyük ihtimal asla da edilmeyecek ama, hani diyorum hayat böyle olsa daha mı güzel olurdu?

-------------------- 

Mesela

Çok çirkin ve aptalsın, keşke ölsen!

Bu son derece net, niyetini hasmına açık açık ileten temenni Mary Kate & Ashley Olsen kızkardeşlerin oynadığı, ülkemizde Bizim Ev adıyla gösterilmiş Full House dizisinden geldi, kendilerine çok teşekkür ederiz.


Bir diğer, kendini mükemmel biçimde ifade eden cümle ise Turkish Music adlı siteden geliyor, Ortadoğu ve Balkanları kasıp kavuruyor ve dünyamıza yepisyeni bir kavram kazandırıyor:

"...
Bu sayfadaki yazıların hepsini okudum ve Mahmut, sen haksızsın! Seni kınıyorum sana laflar hazırladım:"

Hayatımda bundan daha üslup sahibi olan, bundan daha tarzı, kişiliği olan, bundan daha rasyonel bir öfkelenme ve hakaretler sıralamaya başlama cümlesi duymadım, duyamam, duyulumaz, duyulabilemez!!!

Nasıl bir öfkedir, nasıl bir hınçtır, nasıl bir içsel dalgalanmadır bu Ya Rab!!! 

Hele o ardından gelen galiz küfürler, o iğrençlikte sınır tanımama, o argonun kitabını yeniden yazma!..

Bir de tabii Syrano dilinden olanları var bunların, lakin bu ikisini yazmadan geçmek istemedim, onlar Rasyonel görüşte iki değerli kilometre taşı olarak parlayacaklardır, ustalara saygı, respect...

--------------------


- Merhaba seni seviyorum.
- Merhaba ben de; hadi sevgili olalım.
- Hay hay hemen olalım.


- Merhaba sana olan sevgim bitti, artık çok itici geliyorsun.
- Merhaba, ben de öyle düşünüyorum; hadi efendi efendi ayrılalım.
- Hay hay hemen ayrılalım.


- Arkadaşlar size karşı samimi gözüküyorum ama aslında çoğunuzu çekemiyorum. Mesela Murtaza sen, aksanın çok çirkin, şemsiye ve güneşsiz diyemiyorsun. Sonra sen Berkaytunç, ter kokuyorsun çok feci. Nuşirevan sen de iki lafından birinde sevgililerinden söz ediyorsun ve buna tahammül edemiyorum.
- Hmm... Seni anlıyoruz. Bu konuda ne yapmamızı dilerdin?
- Aranızda bulunmak istemiyorum.
- Eh peki madem, haydi hoşçakal.
- Güle güle arkadaşlar, kendinize iyi bakın.


- Patron, zor durumdaydım ve siz de maaşıma zam yapacak değildiniz. Bu yüzden kasadan 10.000$ çaldım, yerine de asla koyamam.
- Sorun değil, polisi arayım mı, yoksa bodrumda tartaklayım mı?
- Siz bilirsiniz ama ben polisi aradım zaten, yorulmanıza gerek yok yani.
- Oldu o zaman kardeşim, haydi Allah kurtarsın...
- Sağolun.


- Efendim iyi günler, ben şerefsizim.
- Ooo çok memnuniyetsiz olduk, buyrun geçin şöyle.
- Teşekkür ederim. Efendim ben genellikle tanıdıklarımı, kendilerinin olmadığı yerde çekiştirir ve fesat sokarım. Baktım pabuç pahalı o zaman da satarım.
- Aaa... Neden acaba?
- Bilmiyorum fakat bunu yapmak beni acayip tatmin ediyor.
- O zaman sizin yanınızda fazla bulunmazsak gücenmeyin.
- Ya ne demek, rica ederim. Ben de sadece çıkarım olduğu sürece sizin yanınızda bulunacağım zaten, anlayışla karşılarım yani.
- Hah, tamam o zaman.


- Reis bişey sorucam biz niye dağa çıktık?
- E oğlum dedik ya, devlete karşıyız fakat uzlaşamadık, neticede soluğu silahlı çatışmada aldık.
- İyi de reis, sen de biz de sessiz sakin adamlarız, evimiz barkımız, işimiz gücümüz yerindeydi, ne alıp veremediğimiz olacak ki devletle?
- Harbi lan, hiç düşünmediydim. Dur bi sorayım karargaha...
- Sor valla.
- Hişşş, karargah lan. Hacı biz niye dağa çıktık oğlum?
- Yoldaş Kör Kurşun, emellerimizi sorgulamak için iyi bir zaman değil. Fakat şunu bil ki biz halkımızın özgürlüğü için silahlı mücadeleye başladık, yaşasın devrim!
- E iyi de biz zaten özgürüz, kimsenin bize dokunduğu yok ki?
- Yoldaş Kör Kurşun, bu konuyu konseyimize sormalıyım, beklemede kal...  Alo alo, sayın reisim, ben Yılmaz Kartal, size ideolojimiz hakkında birşey sormak istiyorum. Neden silahlı mücadeleye girdik?
- Yoldaş Yılmaz Kartal. Emellerimizi sorgulamak için hiç de iyi bir zaman değil. Fakat direnişimize olan inançlarınızı güçlendirmek için bu meseleyi başkanımıza soracağım beklemede kalın... Başkanım ben Keleşli Reis, size bir sorum olacaktı...

- Abi fatura yatıracağım, para lazım.
- E al işte o kenara ayırdıklarımızdan.
- O para bitti ama.
- Anaaa... Ya nasıl biter daha iki gün önce saydım, hiç alışveriş falan da yapmadık.
- Abi gece sen uyurken ben o paraları aldım, alemlere aktım.
- Demeeeee!!!
- Sonra biradır, voktadır, şişelerin dibine vurdum.
- Yapmaaaa!!!!!
- Kalan paranın dörtte üçünü manitayla yedik, dörtte birini de taksiciye verdim, cevap, sonuç sıfır te le.
- Abi o paraları babam yolluyordu bana.
- Biliyorum, bu sebeple anlatıyorum sana bunları.
- Yaaa... Neyse bir daha yapma böyle lütfen.
- Sana burada söz veriyorum ama ilk fırsatta yan çizebilirim, haberin olsun.
- Teşekkür ederim dostum önceden beni bilgilendirdiğin için.


- Akşam çöpleri atacaksın değil mi?
- Evet.
- Ama iki haftadır evet diyorsun. Ev Çernobil'e döndü pislikten yeter artık yaaa...
- O pis torbalara dokunmak istemediğimi veya sırf tembellikten kılımı kıpırdatmak istemediğimi söyleseydim tepkin ne olacaktı?
- O çöpleri teker teker yedirecektim sana.
- Geri dönüşüm fikrinden mi?
- Hayır bu üşengeçliğin yüzünden senden nefret ettiğim için.
- Sinirlenince hiç de güzel olmuyorsun, boyun damarların şişiyor ve lavabo hortumu gibi gözüküyor.
- Böyle nasıl?
- Lütfen o baltayı sakince yere bırak ve bana bir kahve yap.


- Memur bey, kırmızı ışıkta zönk diye durmak suretiyle arkamdaki zavallı beyefendinin bana bodoslama dalmasına sebep oldum fakat sinirim o kadar bozuldu ki tüm suçu ona atmak istiyorum.
- Beyefendi, hanımı duydunuz. Ne diyorsunuz?
- Valla memur bey iki saattir gündüz vakti demeyip uzunları yakarak takip ediyorum hanımefendiyi. Ne yapayım, arabası çok hoşuma gitti ve onunla yakınlık kurmak istedim. Zavallı kadıncağızın dikkati tacizim yüzünden dağıldı ve kırmızı ışığı geç farkedip aniden fren yapmak zorunda kaldı. Hata bendedir yani.
- Eee, şimdi ben kime ceza yazacağım kardeşim?
- Kimse yazmayın memur bey, ben şikayetçi değilim ki hem. Neticede hayatta hoş tesadüflere inanan biriyim ve bu kaza romantik bir başlangıca sebep olabilir.
- Aynen memur bey, siz ikileyin bir zahmet.
- 42-80 Merkez, beni bir daha öyle zırt pırt kazalara yollamayın merkez, millet kazalardan aşklara bağlıyor ben daha bu maaşla bir de ev kurmaya çalışıyorum merkez, reva mı lan bu bana merkez, ahh ulan merkez ahhh...


- Hanımefendi iyi günler, görsel olarak şahane ve aşırı derecede çekicisiniz.
- Teşekkür ederim fakat bana sarkıntılık etmekte olduğunuzu düşünüyorum.
- Evet, kesinlikle bu maksatla size yanaşıyorum.
- Sağolun. Defolursanız çok sevineceğim.
- Memnuniyetle.
- İyi günler.
- İyi günler...


- Hanımefendi iyi günler, görsel olarak şahane ve aşırı derecede çekicisiniz.
- Teşekkür ederim fakat hali hazırda bir erkek arkadaşım var .
- Bunu öğrenmek kalbimi kırdığı kadar şiddet duygularımı da kabarttı.
- Ne yapmayı düşünüyorsunuz.
- Erkek arkadaşınızı öldürmek şu an çok hoşuma giderdi.
- Sağ dizinde yarası vardır, oraya bir tekme atarsanız gerisi kolay olur.
- Bilgi için teşekkür ederim, ben şöyle bir gidip erkek arkadaşınızın hayatına kastedip geleyim.


- Baba, elektrik faturası geldi fakat ben onu sakladım.
- Aferim dürüst oğluma, kaç lira geldi ki sakladın?
- Tutarı okuyamıyorum çünkü matematikte henüz 16 basamaklı sayılara gelmedik baba.
- Benim sevgili oğlum, hay seni doğuran anayı demek istemiyorum, zira sen yine böyle bir sinir anının sonucusun. O yüzden en iyisi sen git, bir bardak soğuk su getir bana.
- Getiremem babacağım çünkü sular da kesik.
- Benim dertsiz başıma dert oğlum, DSİ'ye de sövmek istemiyorum çünkü bu işte senin bir parmağın olduğu kanaatindeyim.
- Doğru bildiniz babacığım. Yalnız su faturasının tutarını benim parmak hesabım bile karşılayamıyor.
- Çocuğum sen en iyisi anneni bir çağır. Başka türlü geçmeyecek bu sinir... Hayır kime çektin anlamıyorum ki?


-----------------

Hmmm...
Çok mu abartı oldu? Yada çok ütopik?

Durun bakın daha da güzeli var. Hatta o kadar güzeli var ki, benim bu mükemmel ideallerim duyulsaydı, evlilik olamayacağı için nikah memurları, dolayısıyla boşanacak çiftler kalmayacağı için de boşanma avukatları, ekmekleriyle oynadığımdan dolayı gaz odalarında acı çektire çektire öldürürlerdi beni.

E: Erdür kişi kimsemiz.
D: Dişidür kişi kimsemiz.

E- 2 yıldır birbirimizi çok seviyoruz ve bence artık evlenmeliyiz.
D- Aaaa, muhteşem olurrrrrr, eveeet eveeeet eveeeeeet!!!!
E- Tamam aşkım o halde evlilik yaşantımızı planlayalım.
D- Ama zaten birbirimizi çok yakından tanımıyor muyuz? İki koca yıl!
E- Pek sayılmaz. Mesela öncelikle ilk sevgilim değilsin.
D- Sorun etmediğimi biliyorsun, 3.'sün demiştin evet, ama umurumda değil, seni seviyorum ben.
E- Vaktinde iyi sallamışım galiba, çünkü 13. bile olabilirsin, kesin sayıyı ben de hatırlamıyorum.
D- Hmm... Evlenmeden önce, böyle bir itirafta bulunman sana olan güvenimi tazeledi.
E- Teşekkür ederim.Tahmin ettiğin üzere yatakta on kaplan gücündeyimdir ve öyle sakin duran biri de değilimdir.
D- Biliyorum hayatım da, yani?
E- İstersem arabada 5 dakika, istersem evde 15 dakika, istersem her yerde her dakika, istemezsem hiçbir yerde hiçbir dakika.
D-  Ama ne oldu karşılıklı memuniyet? Neyse, alışırız buna da. Devam et canım.
E- Teşekkür ederim hayatım. Sonra... Öyle çok temiz biri değilimdir, çamaşırlarım kirlidir mütemadiyen ve öyle çok giyinip soyunmayı da sevmem, banyodan da nefret ederim. Bunca zamandır seni idare etmek için zoraki yıkanıyordum.
D- Tabii artık evlenince böyle davranmazsın değil mi?
E- Hayır hayır, bilakis. Artık suya sabuna dokunmadan bir yaşam sürmek istiyorum. Bil istedim.
D- Peki. Evet, sonra?
E- Senin arkadaşlarınla buluşmanı istemiyorum. Ama ben arkadaşlarımla kafama estiği saatte, estiği yerde buluşmak istiyorum ve bunu anlayışla karşılamanı bekliyorum.
D- Müsait zamanlardaysa, tabii neden olmasın.
E- İşte o müsait zaman benim kafama estiği zaman olacak yani.
E- Neyse, sıradaki?
D- Uzun saçlarından hiç hazzetmediğimi söylemek istiyorum. Kesilecek en kısa zamanda. Etek giyiyorsun, pantolon giyeceksin, pantolon giydiğinde itici gelirsen tekrar etek giyeceksin, bu böyle sürüp gidecek...
D- Ama uzun saçlarımı ve eteğimi çok sevdiğini söylüyordun?
E- Maksat sana yalakalık etmek olunca sınır tanımadığım bir gerçek!
D- Seni meğer ne kadar iyi tanıyormuşum ben...
E- Ha ayrıca öyle anneni babanı falan iki de bir arayıp durmak da yok!
D- Hadi ya? Eee ne oldu peki o bilumum hürmet gösterileri?
E- Köpürüyü geçene kadardı tahmin edersen.
D- Köprü ben oluyorum galiba?
E- Zekana hayranım bebeğim.
D- Teşekkür ederim.
E- Neyse güzelim, böyleyken böyle işte. Zaten 2 yıldır birbirimizi gayet iyi tanıyoruz (!). Şimdi teklif ediyorum, seni seviyorum, benimle evlenir misin?
D- Yalnız birşey soracağım. Hakikaten beni sevdiğine emin misin sen?
E- Bazen ciddi ciddi seviyorum, bazen dişilikten başka birşey ifade etmiyorsun, an geliyor yalnız kalmaktan korkuyorum, an geliyor ömür boyu sap gibi biri olma endişesi ağır basıyor, hormonlar bir yandan, erotizm bir yandan... Ama genel itibarla, evet, seviyorum, sonuçta erkek adamız!
D- Aşkım bunları duymak beni mutlu mu etmeli yoksa sinir krizi mi geçirtmeli mi bilmiyorum. Fakat takdir edersin ki, senin gibi iki yüzlü, sahtekar, aşağılık ve şerefsiz bir hödükle, şu andan sonra değil evlenmek, aynı havayı bile solumak istemiyorum.
E- Hmmm... Kalbim kırılmadı değil hani ama yine de biraz ısrar etmek niyetindeyim. Mümkün mü?
D- Olmaz aşkım. Namussuzluğunu itiraf etmek çok güzel bir davranıştı ve artık buna göre davranmak istiyorum.
E- Yani artık arkadaş olarak bile kalamayız ha?
D- Aynen.
E- Peki madem kalkalım o zaman. Yalnız yanıma para almayı unutmuşum, hesabı sen öder misin?
D- Pinti bir dürzü olduğunu söylemiş miydim?
E- Hayır bebeğim söylememiştin. Fakat ben biliyordum zaten.
D- Buna sevindim.
E- Evet, hayatta mutluluklar.
D- Sana da.
E- Son birşey daha. Şimdi ne yapmayı düşünüyorsun? Biliyorsun 2 yıldır sadece birbirimizi düşündük. Şimdi ne olacak?
D- En yakın arkadaşın senin yokluğunda her fırsatta bana yanaşmaya çalışıyordu fakat sana ayıp olmasın diye pek pas vermiyordum. Artık bu fırsatı değerlendirmek istiyorum.
E- Ooo, en iyi arkadaşım ha? Bak bunu bildiğim iyi oldu. Bu akşam onu darp edeceğim. Öncelik kaşını gözünü kırmayı deneyeceğim, sonrasında doğaçlama yapacağım, aklıma ne gelir bilmiyorum. O yüzden bir süre görüşmeyin de suratını görünce çocuktan iğrenme.
D- Tamam o zaman. Eh peki sen ne yapacaksın?
E- Arkadaşımı dövdükten sonra el aleme "terkedildim, adi kaltak beni başka biriyle aldattı, beni, beni beni, beni beni beni... Benim gibi saf, tertemiz, iyi niyetli bir genci" diye edebiyat yapacak ve büyük ihtimalle kendimi arabeske vuracağım. Ha bir de muhakkak, senin ardından "o kız şöyle böyledir" diye dedikodu çıkartacağım, haberin olsun.
D- Yapmasan iyi olurdu ya neyse artık. Zaten bu güne kadar arkamdan o dedikoduyu çıkartmayan eski sevgili kalmadı, çok da sorun değilmiş. Neyse hadi ben kaçtım, bye.
E- Hoşçakal.
D- Güle güle...


----------------- 

Eşeğin olmadık bir uzvuna su kaçırdım mı bilmiyorum ama eşek olsun olmasın her et ve kemik sahibi varlığın içinden bunların en az zirilyorda biri muhakkak geçmiştir ve bunların içinde kalması, dışına çıkmaması için elinden gelen herşeyi yapmıştır.

Oldu ki boş bulunmuş, bir an için belli etmiştir niyetini, ki eşek eşektir; yeni eşekliklerle o durumu kurtarmaya çalışmıştır.

Şu noktada iddia ediyorum ki, insanlar maymundan evrilmemiştir, eşekten devrilmiştir, evet! Darwin'e kafam girsin ki evet!

Çünkü hepimiz böyleyizdir, hepimiz bir şekilde içimizdeki eşeksüel özü dışa vurmuşuzdur. Velev ki bu örnek diaylogda olduğu gibi olsun, velev ki iyi niyetlerle olsun.

Ama o eşeksüel öz hep içimizdedir, yaparız.

Yalan söyleriz yani.
Aldatırız.
Hem de gözlerinin içine baka baka.

Üstelik iyi niyetlerin cılkını çıkartırcasına, karşıdakinin yedi ceddine sövercesine, bir o kadar da maksatsızcasına, gereksizcesine...

Yani şimdi a dostlar,
Hak için söyleyin,

Yalanlar, kandırmacalar, iki yüzlülükler, benim şurada kırk satırdır saçmaladıklarımdan daha mı önemli, daha mı zorunlu?

Böyle alayına dürüst olmak, kalbinden geçeni şırakkadanak söylemek, sırf göz boyamak veya kendini başka biri gibi göstererek kendini tatmin etmeye çalışmak gibi gereksizliklerden daha mı kötü yani?

----------------- 

Yok yok. O kadar da abarttığımı sanmıyorum, haklıyım ben haklıyım.

Haklı olmasaydım bu kadar huzurla Cemaziyül Evvel 1 hatta 2, oldu olacak 3 yazamazdım.

Hem demiyorum ki o içimdeki eşeksüel enerjiyi, iç eşek auramı inkar ediyorum.

Bilakis, eşekten devrilme teorimin bir numaralı çıkmazı benim.
Herkes eşek ayaklarını yitirip ve kulaklarını kısaltıp insan formuna dönüşmüşken, ben anlaşılamaz sebeplerden ötürü halen eşek biçimimi korumaya devam ediyorum.

Hani derseniz "madem eşekten devrildik, neden hâlâ eşekler var o zaman" diye, bu durumumum sizi destekler...

----------------- 

Hasılı cancağızlarım,
Söylenmemiş sözlerden çok çektim ben.
Yanlış söylenmişlerden. Zaten doğru söylenseler bile yanlış anlaşılanlardan, hatta hiç anlaşılmayanlardan.

Bir yandan da söylediğim yalanlardan, hatta hiç söylemediğim yalanlardan bile!

Çoğu kez kendimi hayal, şaka ve yalan arasındaki ince çizgileri farkedebilmekte yeterli görüyordum oysaki.

Benim görmem yetmiyormuş halbüse, onu da anlamış oldum. Bazen tek eşek biz olmayıp, karşımızdaki de o eşek kulaklarını yitirmemiş olabiliyormuş. İki eşek bir güzel tepip duruyormuşuz birbirimizi de farkına varamıyormuşuz, onu anladım.

O yüzden,
Siz eşekten devriliminizi mümkün olduğunca çabuk tamamlayın, benim gibi yarı yolda kalmayın.

Düşmanınızı sevmeyi, dostunuzdan nefret etmeyi bilin.

Yine de içinizdeki sevimli eşeğin sırtını ara sıra kaşağılamayı unutmayın!

Ki böylece hepimiz rasyonel düşüncenin altın çağına kavuşalım, niyetlerimizi saklamak, sahteleştirmek zorunda kalmadan, anlayışlı ve net ilişkiler geliştirelim.

Sevgiyle kalın, gerçekten sevgiyle kalın.
(^_^)

----------------- 

İşte dışavurumculuk, işte duyguların yapmacıksız tarifi, işte anlayış, işte sanat!!!