Ölmüş Bir İnsanın, Hayattakilerin Anılarında Yaşamasının Fiziksel Mümkünlüğü...

Şimdi efendim şu insan dediğimiz ıslak, kaygan ve kısmen tüylü et yığınlarının sadece gördüklerine inanması, "eğer varsa, hani nerede o zaman?" diye akılları sıra mantık yürütmesi falan var ya...
Külliyen yalan abicim o.
Valla!
Yeminlen bak!!


Mesela beni görmeyen o kadar çok insan var ki.
Bu benim yok olduğumu ispatlar mı?
"Ben inanmıyorum, Syrano diye biri yoktur" deyin de göstereyim size Abu Gannuş kebabını :))


Evet, şimdi kendi bireysel kişiliğimi ispat ettiğime göre bir de benden başka yaşam formlarının varlığını kendi içimde kanıtlayım da kendimle çelişkiye düşmeyeyim.


---------------


Uzun-kısa bir ilişki, acı-tatlı günler vs. hepsi bir yana...


Kendimin var olduğunu, başka insanların da aynı şekilde, bir yolla var olduklarını bana hatırlatan tek şey nedir biliyor musunuz?


Anılar efendim.
Anılar , anılar!!!
Hah...


Birisiyle tanıştım yıllar önce.
2 hafta sürdü herşey.


Ortak birşeyler yaşamamız, paylaşmamız.
Tanışıp, konuşup, anlaşmamız.


O ve onunla ilgili yaşanan herşey sadece iki hafta!
Ve hepsi bu!!!


Yani ne bir resim, ne bir yazı, hatta tek bir harf,
Onun söylediği bir söz, sesinden bir tını,
Oldu olacak TC. kimlik numarası veya nüfus kaydı,


Hasılı, öyle bir insanın var olduğunu, dünyada katı, sıvı veyahut gaz halinde bile olsa herhangi bir şekilde varlık gösterdiğini ispatlayacak herhangi birşey...


Yok, mevcut değil, bi'la kayd, butlan!!!


Onunla ilgili herşey o iki hafta ve o iki haftada yaşadıklarım.
Yaşadıklarımız bile değil.
Yaşadıklarım.


Rüya denilen ve bazen gerçek hayattan daha da gerçek olduğuna inandığım o kasabada gördüğüm insanlarla ilgili hislerim de aynı şekilde.


İsveçistanlı bilim adamlarının tespitine göre her gece ortalama sekiz saniye boyunca yaşadığım olayları diyorum.


Onlar da aynı!
Sadece bir süre boyunca görmüşlüğüm var, fakat varlığını ispat edebilecek yeterli veri yok elimde.


Dolayısıyla gerçek ve rüya arasında da bir fark yok.


Olayı Einstein yazılıp Aynştayn diye okunan abinin bakış açısıyla değerlendirdiğim zaman aslında bunlardan biri bildiğimiz, anam babam "fiziksel" bir olay. Yani neticede hayali bir arkadaş yapıp, onunla da binbir gece masallarını oynamak her zaman için mümkün ama fiziksüel alem dediğimiz ortamda bu biraz farklılık arzediyor.


---------------


Ölmüş bir insanın, hayattakilerin anılarında yaşamasının fiziksel mümkünlüğü de bu noktada devreye giriyor işte.


Allah gecinden versin, verince de hayırlısını versin ama ölümden bahsetmeyi istemiyorum bile.


Fakat en azından hatıralarımda yaşayan bir insanın fiziksel olarak da yaşıyor olmasına kendimi nasıl inandırabilirim, onu düşünüyorum.


Aklımda kalan tek şey adı.
Ne sesi, ne yüzü, ne de ona özgü herhangi bir iz, somut olarak.
Anılar bir de.


İnsan ölünce böyle mi oluyor?
Sanki hiç olmamış gibi.


Onun için dökülen onca para, onca emek bir hiç miydi yani?


Besin zincirine ortak olup, günde en az üç öğün ekmek tükettiği yetmiyormuş gibi, şimdi de ortadan kaybolup gitmesi, bir insanın, bu anlama mı geliyor acaba.


Ailesinin onca emeğine ve uğruna saçtığı milyarlarca paraya rağmen okuldan evine dönerken dürzü bir varlığın kaza kurşununa denk gelerek dünyayı terk eden bir insanın vücuda getirdiği tek şey anılar mı?


MÖ'den önce yapılan heykellerin sahibi nerelerde acaba?
O kadar heykelin kozmik bir karmaşa veya taşın zamanla evrim geçirerek meydana geldiğine inanmak güç çünkü...


---------------


Buna kimileri "ultra-abaza" der, kimileri "romantik", kimileri "çaresiz"; ben "eski defterlerden medet ummak" diyorum.


O iki haftanın izini dört yıldır sürüyorum.
Benim eski defterimi kim bilir kimler karalamış, kim bilir kimler yeniden yazmıştır hiç düşünüyor muyum tabii?
Hayır, no, nein, niet, la...


Dahası,
Böyle ince hesaplar peşinde koşan bir insanın, hayatındaki tek endişesinin o iki hafta olduğunu falan da zannetmiyorsunuzdur umarım :)
Ediyorsanız etmeyiniz çok reca ediciim...


Bir zamanlar, bir şekilde iletişim kurduğum, arkadaş, dost olduğum,


Hoşlandığım, aşık doluğum, hayalleriyle yanıp, kül olup, küllerimden yeniden doğduğum,


O kadar çok insan, o kadar çok "anı" var ki şu 1.200 gramlık beyin organımda...


İşi daha da psikopata bağlamamak adına, bir de benim hakkımda böyle düşüncelere dalan insanlar olup olmadığını düşündüğümü ve mail adresimin şifresinin İstanbul'un fethedildiği yıl olduğunu söylemiyorum bile, o açından müsterih olunuz yani :)


Ben her ne kadar ısrarla tekrar etsem de siz yine de sevgiyle kalmayı aklınızdan çıkartmayın.
(^_^)


---------------


Mevzu bahis olan "Ölmüş Bir İnsanın, Hayattakilerin Anılarında Yaşamasının Fiziksel Mümkünlüğü..." konusunun esin kaynağı olan çalışma bu işte.

Tabii orijinal adı "The Physical Impossibility of Death In The Mind of Someone Living" ve tam çevirisi
"Ölümün, Yaşayan Birin Aklındaki Fiziksel İmkansızlığı" olsa da benim cümleyi anlayış ve yorumlayış şeklim biraz daha farklı ve daha romantik geliyor bana :))


2 Yormuyorum:

Mika dedi ki...

bu arada senin yorumun büyük ihtimalle Hirst'inkiyle aynı.

Syrano dedi ki...

Yazdığınız için teşekkürler.

Aslında tek yaptığım olumsuz cümleyi olumluya çevirmek olmuş. Yoksa ha Ali-Veli, ha Veli-Ali :)

"The Cell" filminde esinlenilen çalışmalardan birinin bu olduğunu okumuştum. O günden beri hep ilgi çekici geliyor bana. Ama neden köpek balığı, hiç anlayamadım :)