Yoksa Bu Yeni Bir Doğuş mu?

Sürekli büyüyorum efendim, durduramıyoruz.

Bir cisim yaklaşıyor efendim, tanımlayamıyoruz.

Zaman akıp gidiyor efendim, anlamlandıramıyoruz...

----------------

24 yaşına gelmişim hiç çaktırmadan.
Neden bilmiyorum, her fırsatta söylüyorum belki birileri bir anlam çıkartır da beni aydınlatır diye ama o da olmadı henüz; yahu korkuyorum ben!

Bir zamanlar en acilinden 23 yaşıma gelmek isterken, şimdi 24'e geçtiğim için gayet tırsıyorum.

25 ise en korktuğum yaş oldu.
Önümdeki bu son 365 günün her dakikasında korkudan, panikten, "herşey için çok geç artık, hayat bitti dünya sona erdi" endişesinden tir tir titreyecek gibiyim.

Neden bilmiyorum ama artık büyümek istemiyorum.
Keşke zaman dursa artık, her gün bugün olsa, yarın olmasa artık, zaman geçmese, sadece hayat geçse.

----------------
Bu esnada ne oldu canlarım?

* Epey insan tanıdım, onlar hakkında da çok fazla yeni şey öğrendim. Daha önce hiç olmadığı kadar. Onlardan bazıları arkadaşlığa, hatta aşka bakış açımı değiştirdi, bazıları yepyeni bir açı kazandırdı. Hele biri o açının bizatihi kendisi oldu, ne var ki asla bilemeyeceğiz o açı benimle kesişseydi kim bilir neler olurdu :)

* Küçük şeylerle mutlu olma kasımı epey bir geliştirdiğimi söyleyebilirim. Nohut oda bakla sofa'dan mercimek oda pirinç sofa'ya, oradan da mikroskobik oda nanometrik sofaya geçtiğimi düşünüyorum. Sevginin nelere kadir olduğunu gördüm, mucizelerine şahit oldum, ondan bu kadar emin konuşabiliyorum.

* Üstelik sadece küçük şeylerle değil, başkalarının mutluluklarıyla da mutlu olmak mümkünmüş. Mutluluk gerçekten de paylaşıldıkça artan bir elmaymış. Hasetlik etmek sadece elma kurtlarına düşermiş.

* Umutsuz, kötümser, dünyası başına yıkılmış, herşeyde kötülük arayan şahıs imajına bürünme çabalarım meyvesini verdi. 23. yaşım en çok umut beslediğim, ileride güzel şeylerin olacağı inancını en çok yaşadığım, yeni ve mutlu bir dünya kurma isteğimi en çok dile getirdiğim yaş oldu. Demek ki bazen sağ gösterip sol sallamak gerekiyormuş.

* İnsanın canını en çok da, zamanında söylenemeyen şeyler, içte kalan ukdeler acıtıyormuş. 3 yıldır sürekli aynı rüyaları görmek, her rüyada o konuşamadığınız kişiyle tekrar buluşup konuşmaya çalışmak, bazen onun sizi dinlemesi, çoğunlukla da dinlemeden çekip gitmesi ve sizin yine öyle kalakalmanız psikolojik bir işkenceymiş.

* Aynı şekilde içinizdeki keşkeler de sadece sizin yaptıklarınız veya yapmadıklarınız yüzünden doğmuyormuş. Sizin kontrolünüz yada alakanız dışında gelişen keşkeler de oluyormuş ve üstelik bunlara karşı yapabileceğiniz birşey olmadığı için, verdikleri acı daha da artıyormuş. 

* Şu dünyadaki en güzel şey anlayışmış, anlaşılmakmış canlarım. O olunca tüm güzel şeyler peşinden geliyor, olmayınca eninde sonunda bir yerden fire veriyormuş.

* Herşey yenilenirmiş, hayat geri gelirmiş, arkadaşlar geri gelirmiş, aaaaa aaaaaaşşşk, aaaaa aaaaaaşşşk, geri geliiiiirmiş...



Başkaaaaa...

* Kilolar düşünce gücüyle kurtulabileceğimiz şeyler değildir ve sadece istemek yetmez. Hatta bu gibi durumlarda hatırı sayılır bir artış bile gözlenebilir aksi gibi.

* Müzik sadece ruhun gıdası değil, obezitesinin de sebebidir, bir manyaklık başlangıcıdır, bir sağırlık belirtecidir, bir uyuşturucu türüdür.

* Hayatımda ilk defa yüzümde sivilce çıktı. Sanırım ergenliğe adım attım. Noel babanınkilerden hallice bir sakal yapısına sahip olmakla birlikte sivilce denen şey neden bu kadar zaman bekledi çıkmak için, bilmiyorum.

* Hazır saç sakal demişken. Bebekken sarışındım, birkaç yıl öncesine kadar esmerşindim, şimdi grişinim. Saçlarım Rinso kullanmışcasına ağardı. Kızıl olan sakallarım beyaz, siyah ve kahverengi arasında gidip geliyor bir türlü karar veremediler. Eee böyle maymuna böyle kıl işte!

* Ha bir de, uzun saç bana kesinlikle yakışmıyor. Haydar Dümen'e, Justin Bieber'a, hatta Mahatma Gandhi'ye bile yakışıyor olabilir ama uzun saçın asla yakışmayacağı bir erkek varsa o da benim.

* Ağızla leblebi, fındık fıstık yakalama, çay bardaklarını kırılmayacak şekilde düşürme,aniden uçuşan kağıtları tek tek havada yakalama yeteneklerim tavan yaptı. Galiba yetenek bizim.

* Son bir yılda yaklaşık 32165498741 kere hastalandım, bir tarafımı çarptım, burnum kanadı, dişim kırıldı, midem bozuldu, şaftım kaydı, kayışım koptu... Benzerlerim arasındaki en narin hurma kütüğü benim sanırım.

* Çekmeyi planladığım ve akabinde vazgeçtiğim bir milyonuncu kısa film projeme ulaşmama az, çok az, çok çok az kaldı. Azimliyim, dünyanın en maymun iştahlı film yapımcısı ben olacağım.

* Evden çıkmadan yaşamak çok güzel. Öyle "yaa çıkayım çıkmasına ama kiminle çıkayım, ne yapayım, ne edeyim, kimsem yok ki" dediğimde bir taraftan da "evden çıkmak istemiyorum, dışarıdan nefret ediyorum, mümkün olsa ömrümü bu dört duvar arasından çıkmadan geçirirdim" demek istiyorum fakat size çaktırmıyorum. Bu kararımda da en azından şimdilik ısrarcıyım. Ha ama çıkartana bağlı muhakkak ki :)

----------------

Bu kadarcık mı şimdi bu 23'ün bana getirdikleri veya götürdükleri, bilmiyorum. Belki o kadar fazladır ki hiç anlayamadan geçip gitmişlerdir, belki de bunlar bile ıkına sıkına hatrıma gelebilenlerdir.

Bilemiycüüm.

Lakin gerekli mercilerden dilerim, inşallah bundan çok daha güzel, çok daha sevgi dolu, hayat dolu, arkadaş, eş dost dolu, yeni bir yaşa bu vesileyle başlamışımdır.

Dünyadaki 24 yaşına giren tek elemandan, siz sevgili okuyuşkanlarına sevgiler, saygılar, hürmetler efenim.

Her nerede yaşartılıyor ve yaşattırılıyordurumuşsanız.
Sevgiyle kalın (^_^)

----------------

 Merhaba, ben her doğum gününde suratına pasta geçirilmek suretiyle
çevresini güldüren o komik adamım.
Lakin insanlar buna neden güler veya o yanan mumlar yüze, ağıza, buruna girmez mi,
değdikleri yeri hafif de olsa yakmaz mı, bunu hiç bilmiyorum.
Teşekkürler...

4 Yormuyorum:

t.u.b.a dedi ki...

15 - 16 yaşlarımdayken (kısacası ergenken :P) 20li yaşlardaki insanlara ''çok yaşlı lan bunlar'' gözüyle bakardım. ama şimdi ben de 20'li yaşlarımdayım ve düşüncelerim ''yaa aslında 20lerde olmak o kadar da yaşlı olunduğu anlamına gelmiyor, üstelik 30lar da orta yaş sayılır hem hı hı'' diye avutuyorum. evet kesinlikle yaşlanma korkusu dediğimiz şey bu. ama şöyle de bir şey var: kimse olduğu yerde saymıyor, herkes yaş atıyor, yaşlanıyor. böyle avutabiliriz kendimizi :)

Syrano dedi ki...

Ben de aynı şekilde avutmaya çalışıyorum kendimi ama pek başarılı olduğum söylenemez :))

Dediğiniz gibi, en azından herkes aynı anda yaşlanıyor, bunları tek yaşayan biz değiliz çok şükür :))

roketadamm dedi ki...

oouf siz pek yaşlanmışsınız abilerim ablalarım ben henüz 18 yaşında bir delikanlıyım sizin adınıza üzüldüm doğrusu:))

Syrano dedi ki...

Ah roketadamım ahhh, daha dün "vay beee 18 yaşına girdim, artık gönül rahatlığıyla muzır neşriyat izleyebilirim kihkihkih" diye espirikler yapıyordum. Dün yani, hatta belki daha da yakın...

Bir de gel buradaki srzenişlere bak.

Öldürün beni yaa, valla, şikayetçi falan olmam vay beni öldürdüler diye :))